Thursday, October 25, 2007

büyük harflerle MUTLULUK ( 2 )

Bir de ne olur kelimelere dikkat et, yalvarırım kelimeleri unutma!

ayrıntısız!

Küçük şeylerle avunamaz mı insan? Yanımdan geçen şu kadının, birlikte yürüdüğü erkeğe bakışı gibi bir görüntüyle teselli olamaz mı? Onlarla sonuna kadar gidebilseydim, buradan nereye gittiklerini ve birbirlerine neler söyleyeceklerini ve nasıl ayrılacaklarını ve ayrıldıktan sonra ne yapacaklarını ve gece nasıl soyunacaklarını ve nasıl yatağa gireceklerini ve kendileriyle başbaşa kaldıkları zaman ne düşüneceklerini bilseydim belki bir yaşama gücü bulurdum içimde. Ayrıntılar olmadıktan sonra...
oğuz atay / tehlikeli oyunlar

değerlendir-me-k

Değerlendirmek! Ne kadar boş bir söz. Değerlendirmek, kaçmaktır; değerlendirmek, yalnız bırakmaktır; yaşantısının ağırlığına dayanamayan birini, yaşarken öldürmektir.
oğuz atay / tehlikeli oyunlar

bırakılmıştı.

Kın gözYaşları onu bıraKmıştı. Aklın gözyaşLarı onU bırakMıştı.
oğuz atay / tehlikeli oyunlar

Tuesday, October 23, 2007

büyük harflerle MUTLULUK ( 1 )

burada değilse nerede bu kendim?

Kendimde değilim, kendim burada değil, nedir bu, kendimin olmaması? Burada olmadığında, nerede oluyor bu kendim? Bu boşluk hem içimde, hem de dışımda, burada kendim, hiçbir yerde yokum, nereye istersem oturabilirim, eşyalara dokunabilirim, kaçabildiğim ve yeniden kendimsizlikte yaşayabildiğim için sevinebilirim.
ingeborg bachmann / malina

kulaklarımda hep aynı müzik... saçlarım rüzgarda uçuşuyor... ve ben de Venedik'te olacağım...


Kulaklarımda hep aynı müziği duyuyorum: Ve uzakların, mutlu uzaklıkların düşünü kurmaktayım... Vendedik'teyim, Viyana'yı düşünüyorum, suyun üzerine, suyun içine, aralarından geçip gittiğim karanlık öykülere bakıyorum. Ivan ve ben, karanlık bir öykü müyüz? Hayır, o değil, yalnızca ben karanlık bir öyküyüm. Yalnızca motorun sesi duyuluyor, gölün üstü çok güzel, ayağa kalkıp pencerenin pervazına tutunuyorum, öteki kıyıda dağınık ışıklardan oluşma bir zinciri görebiliyorum artık, yitiklik kokan, akşamdan kalma bir ışık zinciri, ve saçlarım rüzgarda uçuşuyor.
ingeborg bachmann / malina

anıtmezarlarımızdaki o resim!

Sevgili Lily,
Bugün artık o noktaya vardım ki, seni bir daha asla görmek istemiyorum. Bu herhangi bir ilk ya da son duygusal tepkiden kaynaklanma bir istek değil. İlk yıllarda acılarla dolu, yakınmalarla, suçlamalarla dolu mektuplar yazardım henüz; ama o mektupların hepsi, onca suçlamaya karşın, bir zamanlar birbirimize yazdığımız, en sevecen selamlarla, seni kucaklarımlarla, çok sevgilerle dolu sudan mektuplarda olduğundan daha çok yansıtırdı sevgimi. Ayrıca, isteğim herhangi bir düşünceden de temellenmedi, uzun zamandır artık düşünmüyorum çünkü; ama içimde bir şeylerin seni bıraktığının, artık sana talip olmadığının, seni artık hiç aramadığının ayırtına varıyorum. Gerçi Herr G. veya Herr W., ya da ne bileyim, Herr A., bir alçaklık düşünerek bizi ayırmaya çalışmış olabilirler; ama üçüncü biri ya da birilerinin etkisiyle ayrılmak düşünülebilir mi? Suçu şuna bun atmak kolaydır, gelgelelim istemeden işlenmiş bir suç gerçekten varsa bile - ki ben hiç bilmiyorum böyle bir şey-, tümüyle önemsizdir, hem de her bakımdan. Ayrılma isteği olmadıkça, hiçbir ayrılma gerçekleşemez, dolayısıyla burada yalnızca senin, bunun için her fırsattan yararlanmaya hazır olan senin iç dünyandaki bir isteğinin varlığı söz konusu olabilir. Benim için bir nedenin varlığı düşünülemezdi, bundan ötürü bugün de düşünülemez. Benim bakımımdan sen iç dünyamda gerilere gittin, o kadar; eskiden birlikte olduğumuz o zamanlara karışıp gittin ve orada senin şimdi bir gençlik resmin durmakta, sonraki olayların ve benim bu olaylara ilişkin düşüncelerimin artık hiç bozamayacağı bir resim. Bu resim, benim içimdeki büyük anıtmezarda, düşsel kişilerin, bir anda canlanıp aynı hızla ölüme koşan figürlerin resimlerinin yanında duruyor şimdi.
Viyana,...
Bir kadın
ingeborg bachmann / malina

daha değil...

Ama artık bu çok gerilerde, geçmişte kaldı; üzerinde bugün konuşmak için ise aradan henüz yeterince zaman geçmedi.
ingeborg bachmann / malina

all alone in space and time!

sucker love is heaven sent
you pucker up, our passion's spent
my hearts a tart, your body's rent
my body's broken, yours is spent

carve your name into my arm
instead of stressed, i lie here charmed
'cause there's nothing else to do
every me and every you

sucker love, a box i choose
no other box i choose to use
another love i would abuse
no circumstances could excuse

in the shape of things to come.
too much poison come undone
'cause there's nothing else to do
every me and every you
every me and every you
every me, me

sucker love is known to swing
prone to cling and waste these things
pucker up for heavens sake
there's never been so much at stake

i serve my head up on a plate
it's only comfort, calling late
'cause there's nothing else to do
every me and every you
every me and every you
every me, me

every me and every you,
every me, me


like the naked leads the blind
i know i'm selfish, i'm unkind
sucker love i always find
someone to bruise and leave behind

all alone in space and time
there's nothing here but what here's mine
something borrowed, something blue

every me and every you
every me and every you

placebo


dancer in the dark...


-sen göremiyorsun..
- görülecek ne kaldı ki?

yönetmen: lars von trier!

kurulmuş hayatlara... ( you just do as you're told)

leke, iki nokta üst üste ( : )

üzerindekini görünür kılan.
Kaynak: ekşisözlük

Monday, October 22, 2007

uçurtmayı vurmasınlar!



- niye uçmuyor inci?
- uçar bir gün...
yönetmen: tunç başaran

Thursday, October 18, 2007

İnsanlara olduklarından başka gözlerle bakmakta ısrar edişime içerliyordum.(sabahattin ali)

"elbette çok şey beklediğimi biliyorum her zaman da bekledim her yeni tanıştığım insandan tanışır tanışmaz neler bekledim o daha adımı öğrenmeden ben onunla ilgili hayaller kurdum ümit etmeye başladım hemen ve o insan yanımdan bir dakika bile ayrılınca ben öyle yerlere varmıştım ki hayalimde bu ayrılmayı bir ihanet saydım gücendim hayır benimle başa çıkılmaz beni bırak beni tanıdığın kadarıyla seviyorsun bir bilsen bilmediklerin yanında bildiklerin ne kadar az yer tutuyor belki ben öyle esaslı bir adamım ki her şeyimi bilsen aşkın da korkunç olacak ben dayanamayacağım bunların doğru olmadığını içimde bir yerde biliyorum belki tanıdıkça benden uzaklaşacaksın belki ben tanıdığın kadar bir şeyim geride bir şey yoktur ben de kurcalamak istemiyorum altından bir hiçlik bir yokluk çıkarsa sen belki dayanırsın buna fakat ben dayanamam yaşayamam günseli herkes için öyle hayaller kurdum ki senin için de bir kurmaya başlarsam bak günseli düşün müsaade edin bana hayattan ayrılıyorum kendi isteğimle ayrılıyorum"
oğuz atay / tutunamayanlar

bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyordu.

Hayatımızın, birtakım ehemmiyetsiz teferruatın oyuncağı olduğunu, çünkü asıl hayatın teferruattan ibaret bulunduğunu görüyorum. Bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyordu.
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

inanmak bir kabiliyettir.

" Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum!" dedi. " Bu eksik sana değil, bana ait... Bende inanmak noksanmış... Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum... Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar...
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

ayıp olmaz mı.. bu işler o kadar kolay mı..

"Nasıl oluyor da bir insan diğer bir insanı bu kadar çok mesut edebiliyor?.. İnsanın içinde ne müthiş kuvvetlerin saklı olması lazım!"
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

...!

Ruhlarımız için en l ü z u m l u, en k ı y m e t l i olan şeyleri birbirimizde bulduktan sonra diğer teferruatı görmemezlikten gelmek, daha doğrusu büyük bir hakikat için küçük hakikatleri feda etmek, daha insanca ve daha insaflı olmaz mıydı?
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

gerçekleri rüya yapmalıyız.


Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz. Herkes tabii olanı kabul eder, ortada ne hayal sukutu, ne inkisar kalır... Bu halimizle hepimiz acınmaya layığız; ama kendi kendimize acımalıyız. Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur...
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

düşler biterse, yaratırız...

hafif müzik dinleyelim mi bu akşam ki yarın...


hayatı o kadar hafif yaşamaya yetmiyor bizim gücümüz...
milan kundera / varolmanın dayanılmaz hafifliği

zehirli elma...


"Hayat
benim için
iki eli cebinde uydurulan
bir masaldı."

a.h.t / saatleri ayarlama enstitüsü

ayarın insan!


"saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır... Bu da gösterir ki, zaman ve mekan, insanla mevcuttur!"
ahmet hamdi tanpınar / saatleri ayarlama enstitüsü

ruhumuzla yaşıyorduk...


...muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. Bir ruh ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza bile danışmaya lüzum görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için, herşeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu...
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

"miş"li geçmiş zaman...


Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olamayacağını henüz idrak etmemiştim.

sabahattin ali & kürk mantolu madonna

günlerden bir gün "ne lüzum var?" derken...


"Bugün biraz iyiyim!" dedi.
"Elbette... Hep böyle devam edecek değil ya..."
O zaman adeta müteessir bir eda ile:
"Peki ama, bu daha ne kadar devam edecek..." diye sordu.
Sualinin hakiki manasını anlamış ve dehşete düşmüştüm. Sesindeki bıkkınlık onun ne kast ettiğini gösteriyordu.
"Ne oluyorsunuz Raif Bey?" dedim.
Gözlerini gözlerime dikerek, ısrarla sordu:
"Peki ama, ne lüzum var? Yetmez mi artık?"
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

öteye geçemeyenlere...


İnsanlar birbirlerini ne kadar iyi anlıyorlardı... Bir de ben bu halimle kalkıp başka bir insanın kafasının içini tahlil etmek, onun düz veya karışık ruhunu görmek istiyordum. Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz?
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

is your name in safe?


when someone loves you,
the way they say your name is different
you know that,
your name would be in safe in their mounth.
leyla'ya*

Wednesday, October 10, 2007

bayağı bir bekledim, boş!

sen ağlasan da boş, ışık da yaksan nafile, odan karanlık, hep loş, hayatın emri hep koş, bayağı bir bekledim, boş.
ceza & sezen aksu / gelsin hayat bildiği gibi

milk.


i am milk i am red hot kitchen and i am cool, cool as the deep blue ocean i am lost so i am cruel but i'd be love and sweetness if i had you i'm waiting i'm waiting for you i'm waiting i'm waiting for you i am weak but i am strong i can use my tears to bring you home i'm waiting i'm waiting for you i'm waiting i'm waiting for you i'm waiting i'm waiting for you i'm waiting i'm waiting for you i'm aching i'm aching for you i'm waiting i'm waiting i'm waiting for you
garbage / milk

bu dünyadan olmayan bir güvence...


Tek bir cümle, artık kendisine olan olmuş insana güvence vermeye yeter mi ki? Bu dünyadan olmayan bir güvence gerek.
ingeborg bachmann / malina

bugün!

yalnızca zamanı belirtirken uzun uzun düşünmek zorunda kaldım, çünkü insanların her gün "bugün" demelerine, dahası demek zorunda olmalarına karşın, benim için "bugün" diyebilmek neredeyse imkansız; örneğin insanlar bana -yarın bir yana- bugün ne yapmak istediklerini bile anlattıklarında, çoğunlukla sanıldığının aksine,dalgın bakmaya değil, ne yapacağımı bilemediğimden, çok dikkatli bakmaya başlıyorum; "bugün" ile aramda işte bu denli umutsuz bir ilişki var: Çünkü bu Bugün'ü ancak delicesine bir korkuyla ve koşarcasına yaşayabiliyorum, Bugün olup bitenler üzerine ancak böyle bir korkunun pençelerinde yazabiliyor ya da konuşabiliyorum; çünkü Bugün üzerine yazılanları hemen yok etmek gerekir; tıpkı bugün yazılmış ve yerine hiçbir Bugün'de varamayacak mektupların, bu neden ötürü yırtılması, buruşturulması, bitirilmemesi, yollanmaması gibi.
ingeborg bachmann /malina

yeni bir sabaha almanya'da uyanan bebeğe...


bir sen varmışsın ve biri istiyor seni karanlıkmışsın onun uçları kırık saçları gibi hemen arkandan o yürür kanı aktıkça korkusu gözlerinde büyür bir sen varmışsın ve biri bekliyor seni dağınıkmışsın onun en yakını, yorganı gibi her rüyanda gizlice uyur istemezsen yalnızlığa uyanmaya mecbur dileğini tutmuş sayar, sonsuzdan geri yanarken yanakları üşürmüş elleri dönebilsen, bakabilsen geri unutmuştun, hatırlarsın belki ismini yağmurlar yağdığında biri geçerken yanından ellerine tutunur yağmurlar durduğunda biri kaybolur aniden, bilerek unutulur, unutulur...
vega / uçları kırık
* o saçlar öyle kalsın diye... dağılmasın en yakının diye... yanmasın yanakların, ellerin üşürken diye... hiçbir şey unutturamasın diye...

Tuesday, October 9, 2007

borçlarınız...

o denli zengin bir yanılgı içerisinde yaşıyoruz ki, kimse ötekine ya da egemenliğe karşı sesini yükseltmiyor. Dış dünyada öteki insanların bizi felce uğratmaları bu yüzden; çünkü onlar bir takım haklar alıyorlar, çünkü onlardan bir takım haklar alınıyor veya esirgeniyor ve çünkü o insanlar, hakları olmaksızın, birbirlerinden sürekli bir şeyler istemekteler. Ivan olsa, şöyle derdi: Bunların tümü de yaşamı birbirlerine zehir ediyorlar. Malina'nın söyleyeceği ise şu olurdu: Hepsinin de düşünceleri elden düşme, başkalarından kiralanmış ve kiralar o denli yüksek ki, çok pahalıya mal olacak hepsine.
ingeborg bachmann / malina

öyle kalsın ki...

her şey nasılsa öyle kalsın istiyorum, öyle kalsın ki Ivan da gelecek aylar da birkaç ay daha yaşlanmasın.
ingeborg bachmann / malina