Friday, June 22, 2007

Christine: We have a whole life to live together fucker, but it can't start until you call...


Christine Jesperson : I mean, they kind of rub my ankles, but all shoes does that. I have low ankles.

Richard Swersey: You think you deserve that pain, but you don't.

Christine Jesperson: I don't think I deserve it.

Richard Swersey : Well, not consciously maybe.

Christine Jesperson : My ankles are just low...

Richard Swersey: People think that foot pain is a fact of life, but life is actually better than that.

Christine Jesperson: [seeing his bandage] Whoa, what happened?
Richard Swersey : You want the short version or the long one?
Christine Jesperson: The long one.
Richard Swersey : I tried to save my life but it didn't work.
Christine Jesperson : Wow. What's the short one?
Richard Swersey : I burned it.

Thursday, June 21, 2007

kir pas içinde gözlerin...


unutmak: göz temizliği


elif şafak / mahrem

köprü üstü aşıkları...




-artık küçük gülücükleri göremem,

benim için büyük gülmelisin!

hiiiç...


"kimseye kin tuttugu yoktu.

sadece...

umursamiyordu;

hicbir seyi umursamiyordu.

artik her seyi yapabilecegini hissediyordu.

madem ki her seyi yapabilirdi,

en iyisi hicbir sey yapmamakti."


Elif Şafak /Mahrem

this mess we're in...


can you hear them?
the helicopters?
i'm in new york
no need for words now
we sit in silence
you look me
in the eye directly
you met me
i think it's wednesday
the evening
the mess we're in and

the city sun sets over me

night and day
i dream of
making-love

to you now baby
love-making
on-screen
impossible dream
and i have seen
the sunrise
over the river
the freeway
reminding
of this mess we're in and

the city sun sets over me

what were you wanting?
i just want to say
don't ever change now baby
and thank you
i dont' think we will meet again
and you must leave now
before the sunrise
above skyscrapers
the sin and
this mess we're in and

the city sun sets over me...
pj jarvey & thom yorke

nazik görünümlü kaba ruhlara...


ama anlama duyulan bu ilgisizlik icinde bu anlam arayisi da ne oluyordu? ve bunun anlami neydi? nazik sorular bunlar.

Samuel Beckett

iki türlü...


"Denizin kıyısında durmuşuz. Ayaklarımızı suya salmışız Ethel. Sen diyorsun ki "Şu ilerideki elli beşinci dalgaya yüzelim birlikte. Bak o dalga ne kadar güzel! " Ben de " Hangisi? " diye soruyorum. Daha sorumu bitirmeden yer değiştirmiş oluyor senin işaret ettiğin dalga. Bak artık söylediğin yerde değil. Elli beşinci değil de otuzbeşinci olmuş şimdi. Giderek yaklaşıyor. Yani zaten o bu tarafa geliyor. Gelirken de elbet bir şeyler getiriyor yanında. Şimdi önünde iki seçenek var. Ya atlayacaksın denize, dalgaları filan unutup, sen de bir katre olacaksın onun içinde ya da kıyıda durup, bekleyeceksin. Dalgaların kıyıya vurup, parçalanmasını seyreyleyeceksin. O zaman da onlar birer katre olacak gözlerinin önünde. İki türlü yaşanır hayat eğer bir şeye benzeyecekse;

ya kendini yok edeceksin hayatın içinde,

ya da hayatı yok edeceksin kendinde. "

Elif Şafak / Bit Palas

Thursday, June 14, 2007

this is your life!


*it's only after you have lost everything that you are free to do anything.
*this is your life and it's ending one minute at a time.
* I say let me never be complete.

Sunday, June 10, 2007

adımız yok...


Bakışlarını kaldır ama bakma bana
Nasıl dayanabiliyorlar bu adlar acaba, adsızları taşımaya?
Ingeborg Bachmann

kadın!



Söyleyecek
çok şeyi olan
bir kadın
susuyorsa;
sessizliği
sağır edici
olabilir...

sanki...


O mErdivenleri bir çıkıŞım vardı,
SaNki aranızdan kaçıyordum.
Özdemir Asaf

Saturday, June 9, 2007

paused love / paused life


Artık hiç kimse aşk için dağlar aşmıyor, ırmaklar geçmiyor, diyar diyar gezmiyor. Mecnun bütün çölleri tüketmiş, kimseye çöl kalmamış yeryüzünde. Kurumuş vahalarda seraplar bitmiş. O olmazsa öteki, o olmazsa bu, o olmazsa şu... FARK ETMEZ! FARK ETMEZ! İlle de "O". Yalnizca "o." Sonsuza dek "o." "O." "O!" "O!!" "O!!!" diyen kalmadı. Kimse kimsenin O'su değil. Artık değil. Her şeyi rastlantılar belirliyor nicedir. Küçük yaşamlar, küçük duyarlılıklar, küçük yüreklerin daracık yüzölçümleri içerisinde gidip geleceğiz, gidip geleceğiz. Ucuz duyarlıklara, günübirlik ilişkilere, mantık evliliklerine, yalancı aşklara, filmlerden, romanlardan öğrendiklerimizi yaşama gayretlerine, düzmece aşk serüvenlerine, bir mevsimlik yaz aşklarına, karanlık sokak ilişkilerine gönül düşürdük, hayatımızı düşürdük. Ayaklar altına aldık soylu yanlarımızı, erdemlerimizi, tutkularımızı, derin acılarımızı, yeteneklerimizi, kendimizi...
murathan mungan / Kırk Oda

bir elinde cımbız, bir elinde ayna, umurunda mı bu dünya! :)


"Aynalar şehrine geldim... Çünkü benden evvel yazılmış bir hikayenin içindeyim. Aynalar şehrindeyim çünkü kim olduğumun peşindeyim."
Elif Şafak / Şehrin Aynaları

Tuesday, June 5, 2007

ne zaman...


ne zaman içime biraz fazla baksam,
yükseklik korkum depreşir...
murathan mungan

fil / nil

murathan mungan;

"Hafızası



güçlü



olanların,

mutsuz

olmaları

kaçınılmaz!"

Monday, June 4, 2007

bulaşmışız eşyalara...


"..kaldırıp atmaK da, mülk edinmeye çalışmak da, kendilerini eşyalarının sahibi zannedenlere mahsustur. Oysa sahipleri değil, sadece hikayeleri vardır eşyaların. Ve zaman zaman bu hikayeler, onlara bulaşan insanlara sahip olur..."

Elif Şafak / Bit Palas

açık havada nefes alamamalar, suda boğulamamalar...





Aranmış, bulunmuş derdin üstünlüğü...
Su gibi, hava gibi...



Bilge Karasu / Troya’da Ölüm Vardı

kuyara / adako


Bütün çağların traJedisi bu, Ku-ya-ra; “Kumda yatma rahatlığı.” A-da-ko: “Ağaç dalı kompleksi.” Şimdi kumda yattığıM için "kuyara" diyorum. Daha da genişletilebilir. Kuyara, alışılmış tatların sürüp gitmesindeki rahatlıktır. Düşünmeden uyuyuvermek. Biteviye geçen günlerin kolaylığı. Ya "adako?" Ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini farkettin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kok salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben “ağaç dalı kompleksi” diyorum. Genç hastalığıdır. Çoğunlukla Kuyara dişidir. Adako erkek. Pek seyrek cins değiştirdikleri de olur. Ağaç dalı kompleKsine tutulmuş kişi tedirgindir. İnsanların ağaç dallarını budayıp gövdeYe yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu Adako’yu da budarlar. Onu gövdeden ayırmamak için ellerinden geleni yaparlar. Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o. Ayrılır. Balta işlemez ona.

Yusuf Atılgan / Aylak Adam