Sunday, March 16, 2008

ben, böyle bir ben tanımıyorum...


Bundan sonra ancak yarım bir varlık olacağım; ben artık eski ben olmayacağım. gün geçtikçe kendimden kaçıyor, uzaklaşıyorum.

Michel de Montaigne

içime kurt düştüğü günden...


Kimseye bizi yargılama fırsatı vermemeliyiz, azizim, ne kadar az olursa olsun! Yoksa, paramparça oluruz. Yırtıcı hayvan terbiyecileri kadar tedbirli olmak zorundayız biz de. Kafese girmeden önce, traş olurken yüzünü kesmek felaketine uğradıysa, hayvanlara ziyafet çıktı demektir! Birdenbire anladım bunu. Belki de, o kadar mükemmel değilimdir, diye içime bir kurt düştüğü gün... Ondan sonra şüpheci oldum ben de. Biraz kanım aktığına göre, arkası gelecek demekti: parçalayıp yutacaklardı beni.

albert camus / düşüş

Tuesday, February 19, 2008

masal...


bana bir varmış...de!
bir varmış bir yokmuş...deme!
içime dokunuyor...
can yücel

Sunday, January 27, 2008

see you in another life brother!

Please don't give up, Des. Because all we really need to survive is one person who truly loves us. And you have her. I will wait for you. Always. I love you.
Pen

still too young to fail.


Living on a diet of Chocolates & Cigarettes, I wanna call you again, I'll drink tea sometimes when it's cold, This is getting old, I call you again, Still too young to fail, too scared to sail away, But one of these days I'll grow old And I'll grow brave and I'll go, One of these days Blowing out the candles from my cake, I choke on the smoke as I look around the room Everybody's wishing for no more mistakes And all that I can think about is you, Still too young to fail, too scared to sail away But one of these days I'll grow old And I'll grow brave and Ill go, One of these days...
angus & julia stone / chocolate & cigarettes

Thursday, January 24, 2008

iyi şeyler birdenbire olur.

acaba iyi bir şey olacak mı?
hayır, dedim kendime.
iyi şeyler birdenbire olur,
bu kadar bekletmez insanı.

oğuz atay / korkuyu beklerken

Wednesday, January 23, 2008

ubor - metenga!

Garip kaderime gülümsedim; aynaya bakarak tabii. Tatlı bir gülümseme. Eski neşemi kaybetmediğimi göstermek için. Sonra durgunlaştım. Neden? Unuttum. Dur, hayır; unutmadım. Yalnız kaldıkça, yalnız kalmaktan korktukça... Aynadan uzaklaştım; fakat, biliyordum, böyle bir düşünceydi. Köpekler sinirimi bozdu, şimdi kendime gelirim. Buldum: Yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığım artıyor. Bu sefer gerçekten gülümsedim. İster görün, ister görmeyin; gülümsedim işte. Her şeyimi kaybetmedim daha; çıkmayan candan ümit kesilmez, havlayan köpek ısırmaz. Hay Allah kahretsin!

oğuz atay / korkuyu beklerken

biliyorum.


"Seni çok mu yalnız bıraktılar sevgilim?"
oğuz atay / unutulan

Kalabalık bir topluluk içindeydi.


BAŞARISIZDI.
oğuz atay / beyaz mantolu adam

Sunday, January 20, 2008

the story is in the soil, keep your ear to the ground!


but you but you you write sUch preTty words
but life's no story boOk
LOve is an excuSe to get huRt and to hurt
dO you like to hurt? 'cAuse i do i do i do
theN hurt me, Didn't hUrt me, oh this hurt me

*geç kalınmış bir hakkını teslim ediş... bright eyes / lover i don't have to love

Wednesday, January 16, 2008

tanrısını yitirmiş aşk...


Aşk ayrılıklarla bitmez, gün gelir her biri başka bir nedenden başka bir zamanda ölür tıpkı insanlar gibi. Bir de ölümsüz aşklar vardır Cortazar’a karısının duyduğu aşk gibi. Bir mümin nasıl inanıyorsa ölümden sonra hayata, o aşklar da sanki ikinci bir yaşamsa, değişik bir boyutta sürdürür ömrünü. Bunun için inanç gerekir, sevdiğine ve kendi sevgisine neredeyse ilahi bir teslim oluş. Kimisi şanslıdır hiç yitirmez inancını, kimisi de yolun bir yerinde bazen ani bir darbeyle bazen yavaş yavaş biriken işaretlerle kaybederler imanlarını. İşte o zaman sonu gelir aşkın, artık bir daha dirilmez. Ve en acıklısı, en sarsıcısı böylesidir bütün kayıpların içinde. Yoksa Julian Barnes’ın ustalıkla anlattığı gibi romanlarında, ne kıskançlık ne sadakatsizlik veya ne de terk edilmektir her şeyi tüketen. Yalnızca inandıklarının hayal olduğunu görmektir; “tanrı”sını yitirmiş gibi bir boşluğa düşer insan.İşte o zaman “Aşk vesaire”dir dilinizde kalacak olan.
Rengin Soysal

Monday, January 14, 2008

aşk: kaçıncı baskı...


Aşk’ı tanımlamaya çalışmanın düpedüz gözüpek bir girişim olduğunu bile bile davranıyorum , davranacağım bir kez daha , bir deneme “Karpuz Çekirdeği”nin karşı sayfalarına kurulduğuna göre: Sağlık sınırını aşmış, o çerçeveden taşmış sevgi türüne Aşk diyorum ben. Karşılıklı duygular dengesi bozulmuş, zihnin ve gövdenin elektrik yükü iyiden iyiye artmış, izan çerçevesi dağılmış, şiddet tırmanmaya koyulmuştur. Aşk, kişiye varoluşunun uçlarını anımsatır ve ölüm güdüsünü devreye sokar: Çift'in tek'i kendisini (Pavese), eşini (Carmen), kendisini ve eşini (Kleist) yok etme eşiğine dayanmıştır. Eşik her zaman aşılmaz belki; eşiğe her zaman dayanılır. Aslında: Kansız aşk yoktur. Akması gerekmez kanın, kaynama noktasına ulaşması gerekir bir tek: Orada, o anda gövdenin kimyasal dengesi hepten değişir ve Zihin sürçmeye başlar: Yoğunlaşmalar, takınaklar, mantığı tersyüz eden bir karar politikast egemendir artık. Aşkın (âşığın) gözünün görmediği doğru değildir: Doğru olan, onun başka birşey görmediği, başka bir noktaya bakmadığıdır.

İktidar ilişkisinin en fazla sivrildiği, yıpratıcı yanlarının en belirgin formları aldığı alanların başında gelir Aşk. Görünüşte, bir efendi/kul kutuplaşmasında yol alınmaktadır, oysa efendinin her an kula, kulun her an efendiye dönüşebileceği bir eksen üzerinde iniş-çıkış eğrisini çizer 'kahramanlar'. Partönerlerin rollerine aldanmamak gerekir: Hükümran nerede boyun eğer, mazlum nerede dikilir kimse kestiremez. Uca çekilen, itilen, orada duran ve bekleyen öylesine güç kazanır ki, istediğinde karşısındakini bükebilir, hatta eritebilir de. Büyük, zorlu aşk örneklerinin hepsinde rollerin bir evreden sonra ters döndüğüne, ateşin yön değiştirerek yakanın yandığı, yananın külünden yeniden doğduğu bir durum yaşandığına tanık olunur: Karşılıklı aşk, her zaman karşılıklı, bulaşıcı, yayılmacı bir yangın demeye gelmiştir. Tek taraflı aşk, zaten aşk değildir: Öteki'yle tamamlanma arayışından öte, kendi kendini bulamama güzergâhıdır:
Bir som yanılgı, bir som yanılsama.

Mutsuz aşkın tarihi, kaldı ki, Aşk'ın tek taraflılığına değil, karşılıklılığının gerçekleşmesinin engellenmesine dayanır hep. Erişememenin, buluşamamanın, yanyana gelemeyişin binbir çeşitlemesi çıkar karşımıza: Hayat gelir düğümünü kurar bütün öykülerde, birbirine doğru yol almaya çıkan âşıkların yörünge tabakalarını kırar, sapmaları örgütler ve bir yana çekilip, Calvino'nun deyişiyle çapraz yazgılarını izler. Efsane her zaman gerilim istemiştir. Hikâyenin askıda kalması, kavuşma anının ertelenmesi ya da yitmesi için durınadan yeni denklemler öne sürülür. Iki trajik odak belirler bireyin yaşam akışını: Aşk ve Ölüm. Ikisinin de ayırması beklenmiştir. Çağlar boyu, Aşk'a bakışın temel yasası olarak kalmıştır bu:
Bir araya gelindiğinde Aşk ölmeye başlayacaktır.
enis batur

Friday, January 11, 2008

bardak mı? dolu mu? olsa olsa boştur...


biz canlıların cehennemi gelecekte var olacak bir şey değil, eğer bir cehennem varsa, burada, çoktan aramızda; her gün içinde yaşadığımız, birlikte, yan yana durarak yarattığımız cehennem. iki yolu var acı çekmemenin: birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi kabullenmek ve onu görmeyecek kadar onunla bütünleşmek. ikinci yol riskli: sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek.
italo calvino

Monday, December 3, 2007

sustUKLARIN...

her nereye gidersen, kendinle yüzleşirken, kimse duymaz, yalan söyle! terk ettiğin şehirler, yarım kalmış şiirler; sustukların büyür içinde...
gripin

ben buralıyım da; ya siz? kaçarak geldiğiniz yerden, kaçarak ayrılma zamanınız gelmedi mi artık?..


Soyağaçları burada kök salıp, dal budak vermediği halde, ömürlerinin bir safhasında yolu bu şehre düşenler için epi topu iki seçenek vardı: İstanbul'a ya bir şeylerden kaçarak varılır, ya da gün gelir, ondan kaçılırdı.
elif şafak / bit palas

Thursday, November 22, 2007

saçmalarım.. oldukça basit!

HAYAL GÜCÜMÜN geniş olduğunu söylerler. "Saçmalıyorsun!" demenin şimdiye kadar icat edilmiş en ince yoludur bu. Haklı olabilirler. Endişelenmeye başladığımda, nerede ne zaman ne söylemem gerektiğini karıştırdığımda, insanların bakışlarından korktuğumda, insanların bakışlarından korktuğumu belli etmemeye çalıştığımda, tanımak istediğim birine kendimi tanıtmak istediğimde, aslında kendimi ne kadar az tanıdığımı bilmezden geldiğimde, geçmiş canımı yaktığında, geleceğin de daha ala olmayacağını kabullenemediğimde, ne bulunduğum yerde, ne de göründüğüm insan olmayı içime sindirebildiğimde... saçmalarım. Hakikatten ne kadar uzaksa, yalandan da o kadar uzaktır saçmalık. Yalan, hakikati tersyüz eder. Saçmalık ise, yalanla hakikati ayırt edilemeyecek biçimde birbirine lehimler. Karışık gibi görünüyor ama aslında çok basit.
elif şafak / bit palas

we don't want realism, we want magic!!

İşte uygarlığınızın yüksek mucizesi! Aşkı sıradan bir şey yaptınız.
Stendhal

Thursday, October 25, 2007

büyük harflerle MUTLULUK ( 2 )

Bir de ne olur kelimelere dikkat et, yalvarırım kelimeleri unutma!

ayrıntısız!

Küçük şeylerle avunamaz mı insan? Yanımdan geçen şu kadının, birlikte yürüdüğü erkeğe bakışı gibi bir görüntüyle teselli olamaz mı? Onlarla sonuna kadar gidebilseydim, buradan nereye gittiklerini ve birbirlerine neler söyleyeceklerini ve nasıl ayrılacaklarını ve ayrıldıktan sonra ne yapacaklarını ve gece nasıl soyunacaklarını ve nasıl yatağa gireceklerini ve kendileriyle başbaşa kaldıkları zaman ne düşüneceklerini bilseydim belki bir yaşama gücü bulurdum içimde. Ayrıntılar olmadıktan sonra...
oğuz atay / tehlikeli oyunlar

değerlendir-me-k

Değerlendirmek! Ne kadar boş bir söz. Değerlendirmek, kaçmaktır; değerlendirmek, yalnız bırakmaktır; yaşantısının ağırlığına dayanamayan birini, yaşarken öldürmektir.
oğuz atay / tehlikeli oyunlar

bırakılmıştı.

Kın gözYaşları onu bıraKmıştı. Aklın gözyaşLarı onU bırakMıştı.
oğuz atay / tehlikeli oyunlar

Tuesday, October 23, 2007

büyük harflerle MUTLULUK ( 1 )

burada değilse nerede bu kendim?

Kendimde değilim, kendim burada değil, nedir bu, kendimin olmaması? Burada olmadığında, nerede oluyor bu kendim? Bu boşluk hem içimde, hem de dışımda, burada kendim, hiçbir yerde yokum, nereye istersem oturabilirim, eşyalara dokunabilirim, kaçabildiğim ve yeniden kendimsizlikte yaşayabildiğim için sevinebilirim.
ingeborg bachmann / malina

kulaklarımda hep aynı müzik... saçlarım rüzgarda uçuşuyor... ve ben de Venedik'te olacağım...


Kulaklarımda hep aynı müziği duyuyorum: Ve uzakların, mutlu uzaklıkların düşünü kurmaktayım... Vendedik'teyim, Viyana'yı düşünüyorum, suyun üzerine, suyun içine, aralarından geçip gittiğim karanlık öykülere bakıyorum. Ivan ve ben, karanlık bir öykü müyüz? Hayır, o değil, yalnızca ben karanlık bir öyküyüm. Yalnızca motorun sesi duyuluyor, gölün üstü çok güzel, ayağa kalkıp pencerenin pervazına tutunuyorum, öteki kıyıda dağınık ışıklardan oluşma bir zinciri görebiliyorum artık, yitiklik kokan, akşamdan kalma bir ışık zinciri, ve saçlarım rüzgarda uçuşuyor.
ingeborg bachmann / malina

anıtmezarlarımızdaki o resim!

Sevgili Lily,
Bugün artık o noktaya vardım ki, seni bir daha asla görmek istemiyorum. Bu herhangi bir ilk ya da son duygusal tepkiden kaynaklanma bir istek değil. İlk yıllarda acılarla dolu, yakınmalarla, suçlamalarla dolu mektuplar yazardım henüz; ama o mektupların hepsi, onca suçlamaya karşın, bir zamanlar birbirimize yazdığımız, en sevecen selamlarla, seni kucaklarımlarla, çok sevgilerle dolu sudan mektuplarda olduğundan daha çok yansıtırdı sevgimi. Ayrıca, isteğim herhangi bir düşünceden de temellenmedi, uzun zamandır artık düşünmüyorum çünkü; ama içimde bir şeylerin seni bıraktığının, artık sana talip olmadığının, seni artık hiç aramadığının ayırtına varıyorum. Gerçi Herr G. veya Herr W., ya da ne bileyim, Herr A., bir alçaklık düşünerek bizi ayırmaya çalışmış olabilirler; ama üçüncü biri ya da birilerinin etkisiyle ayrılmak düşünülebilir mi? Suçu şuna bun atmak kolaydır, gelgelelim istemeden işlenmiş bir suç gerçekten varsa bile - ki ben hiç bilmiyorum böyle bir şey-, tümüyle önemsizdir, hem de her bakımdan. Ayrılma isteği olmadıkça, hiçbir ayrılma gerçekleşemez, dolayısıyla burada yalnızca senin, bunun için her fırsattan yararlanmaya hazır olan senin iç dünyandaki bir isteğinin varlığı söz konusu olabilir. Benim için bir nedenin varlığı düşünülemezdi, bundan ötürü bugün de düşünülemez. Benim bakımımdan sen iç dünyamda gerilere gittin, o kadar; eskiden birlikte olduğumuz o zamanlara karışıp gittin ve orada senin şimdi bir gençlik resmin durmakta, sonraki olayların ve benim bu olaylara ilişkin düşüncelerimin artık hiç bozamayacağı bir resim. Bu resim, benim içimdeki büyük anıtmezarda, düşsel kişilerin, bir anda canlanıp aynı hızla ölüme koşan figürlerin resimlerinin yanında duruyor şimdi.
Viyana,...
Bir kadın
ingeborg bachmann / malina

daha değil...

Ama artık bu çok gerilerde, geçmişte kaldı; üzerinde bugün konuşmak için ise aradan henüz yeterince zaman geçmedi.
ingeborg bachmann / malina

all alone in space and time!

sucker love is heaven sent
you pucker up, our passion's spent
my hearts a tart, your body's rent
my body's broken, yours is spent

carve your name into my arm
instead of stressed, i lie here charmed
'cause there's nothing else to do
every me and every you

sucker love, a box i choose
no other box i choose to use
another love i would abuse
no circumstances could excuse

in the shape of things to come.
too much poison come undone
'cause there's nothing else to do
every me and every you
every me and every you
every me, me

sucker love is known to swing
prone to cling and waste these things
pucker up for heavens sake
there's never been so much at stake

i serve my head up on a plate
it's only comfort, calling late
'cause there's nothing else to do
every me and every you
every me and every you
every me, me

every me and every you,
every me, me


like the naked leads the blind
i know i'm selfish, i'm unkind
sucker love i always find
someone to bruise and leave behind

all alone in space and time
there's nothing here but what here's mine
something borrowed, something blue

every me and every you
every me and every you

placebo


dancer in the dark...


-sen göremiyorsun..
- görülecek ne kaldı ki?

yönetmen: lars von trier!

kurulmuş hayatlara... ( you just do as you're told)

leke, iki nokta üst üste ( : )

üzerindekini görünür kılan.
Kaynak: ekşisözlük

Monday, October 22, 2007

uçurtmayı vurmasınlar!



- niye uçmuyor inci?
- uçar bir gün...
yönetmen: tunç başaran

Thursday, October 18, 2007

İnsanlara olduklarından başka gözlerle bakmakta ısrar edişime içerliyordum.(sabahattin ali)

"elbette çok şey beklediğimi biliyorum her zaman da bekledim her yeni tanıştığım insandan tanışır tanışmaz neler bekledim o daha adımı öğrenmeden ben onunla ilgili hayaller kurdum ümit etmeye başladım hemen ve o insan yanımdan bir dakika bile ayrılınca ben öyle yerlere varmıştım ki hayalimde bu ayrılmayı bir ihanet saydım gücendim hayır benimle başa çıkılmaz beni bırak beni tanıdığın kadarıyla seviyorsun bir bilsen bilmediklerin yanında bildiklerin ne kadar az yer tutuyor belki ben öyle esaslı bir adamım ki her şeyimi bilsen aşkın da korkunç olacak ben dayanamayacağım bunların doğru olmadığını içimde bir yerde biliyorum belki tanıdıkça benden uzaklaşacaksın belki ben tanıdığın kadar bir şeyim geride bir şey yoktur ben de kurcalamak istemiyorum altından bir hiçlik bir yokluk çıkarsa sen belki dayanırsın buna fakat ben dayanamam yaşayamam günseli herkes için öyle hayaller kurdum ki senin için de bir kurmaya başlarsam bak günseli düşün müsaade edin bana hayattan ayrılıyorum kendi isteğimle ayrılıyorum"
oğuz atay / tutunamayanlar

bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyordu.

Hayatımızın, birtakım ehemmiyetsiz teferruatın oyuncağı olduğunu, çünkü asıl hayatın teferruattan ibaret bulunduğunu görüyorum. Bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyordu.
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

inanmak bir kabiliyettir.

" Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum!" dedi. " Bu eksik sana değil, bana ait... Bende inanmak noksanmış... Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum... Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar...
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

ayıp olmaz mı.. bu işler o kadar kolay mı..

"Nasıl oluyor da bir insan diğer bir insanı bu kadar çok mesut edebiliyor?.. İnsanın içinde ne müthiş kuvvetlerin saklı olması lazım!"
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

...!

Ruhlarımız için en l ü z u m l u, en k ı y m e t l i olan şeyleri birbirimizde bulduktan sonra diğer teferruatı görmemezlikten gelmek, daha doğrusu büyük bir hakikat için küçük hakikatleri feda etmek, daha insanca ve daha insaflı olmaz mıydı?
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

gerçekleri rüya yapmalıyız.


Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz. Herkes tabii olanı kabul eder, ortada ne hayal sukutu, ne inkisar kalır... Bu halimizle hepimiz acınmaya layığız; ama kendi kendimize acımalıyız. Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur...
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

düşler biterse, yaratırız...

hafif müzik dinleyelim mi bu akşam ki yarın...


hayatı o kadar hafif yaşamaya yetmiyor bizim gücümüz...
milan kundera / varolmanın dayanılmaz hafifliği

zehirli elma...


"Hayat
benim için
iki eli cebinde uydurulan
bir masaldı."

a.h.t / saatleri ayarlama enstitüsü

ayarın insan!


"saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır... Bu da gösterir ki, zaman ve mekan, insanla mevcuttur!"
ahmet hamdi tanpınar / saatleri ayarlama enstitüsü

ruhumuzla yaşıyorduk...


...muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. Bir ruh ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza bile danışmaya lüzum görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için, herşeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu...
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

"miş"li geçmiş zaman...


Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olamayacağını henüz idrak etmemiştim.

sabahattin ali & kürk mantolu madonna

günlerden bir gün "ne lüzum var?" derken...


"Bugün biraz iyiyim!" dedi.
"Elbette... Hep böyle devam edecek değil ya..."
O zaman adeta müteessir bir eda ile:
"Peki ama, bu daha ne kadar devam edecek..." diye sordu.
Sualinin hakiki manasını anlamış ve dehşete düşmüştüm. Sesindeki bıkkınlık onun ne kast ettiğini gösteriyordu.
"Ne oluyorsunuz Raif Bey?" dedim.
Gözlerini gözlerime dikerek, ısrarla sordu:
"Peki ama, ne lüzum var? Yetmez mi artık?"
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

öteye geçemeyenlere...


İnsanlar birbirlerini ne kadar iyi anlıyorlardı... Bir de ben bu halimle kalkıp başka bir insanın kafasının içini tahlil etmek, onun düz veya karışık ruhunu görmek istiyordum. Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz?
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

is your name in safe?


when someone loves you,
the way they say your name is different
you know that,
your name would be in safe in their mounth.
leyla'ya*

Wednesday, October 10, 2007

bayağı bir bekledim, boş!

sen ağlasan da boş, ışık da yaksan nafile, odan karanlık, hep loş, hayatın emri hep koş, bayağı bir bekledim, boş.
ceza & sezen aksu / gelsin hayat bildiği gibi

milk.


i am milk i am red hot kitchen and i am cool, cool as the deep blue ocean i am lost so i am cruel but i'd be love and sweetness if i had you i'm waiting i'm waiting for you i'm waiting i'm waiting for you i am weak but i am strong i can use my tears to bring you home i'm waiting i'm waiting for you i'm waiting i'm waiting for you i'm waiting i'm waiting for you i'm waiting i'm waiting for you i'm aching i'm aching for you i'm waiting i'm waiting i'm waiting for you
garbage / milk

bu dünyadan olmayan bir güvence...


Tek bir cümle, artık kendisine olan olmuş insana güvence vermeye yeter mi ki? Bu dünyadan olmayan bir güvence gerek.
ingeborg bachmann / malina