Tuesday, September 25, 2007

değişmez.

Eğer yanılırsam, zararı yok; Öykü değişmiş olmuyor.
Umberto Eco / Önceki Günün Adası

sarı ferman!

...
sararır gülümsemekten ferman
okunmayacak kadar
anlamını yitirir yazılanlar
sonunda güneşe tutulmaktan
dokusu çözülmüş
lime lime bir gerçeklik kalır
herkese
hiçbir işe yaramasın diye
...
Murathan Mungan

sayın tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler...(2)


Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajı'nda akşam üstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil
cemal süreya

suçu bana at...


...
tehlikeli kesikti. tehlikeli kesikler gibi sevişirdi. eve bir giyotin almak isterdi hep. fazla arkadaşlar için. fazla gözyaşları için. fazla laubalilikler için.
...
Suçu benim üstüme at: Biz, biraraya geldiğimizde anlamlı bir kelime oluşturan iki heceydik -- bunu itiraf etmem. Suçu benim üstüme at: Evet, aramızda kronolojik bir sıralama vardı duygular açısından. Şiddetin yol açtığı her türlü maceraya düşkündü o. Yara kabukları biriktirirdi. Açıksözlülük biriktirirdi -- ağzımdan alamazlar. Suçu benim üstüme at. Suç beni bağlamaz. Suç bana çarpmaz.
...
Küçük İskender

Monday, September 24, 2007

force a smile.


Dünyada bana hiçbir şey, tabiattan melul bir insanın zorla gülmeye çalışması kadar acı gelmemiştir.
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

tanıdığım bir fincandı bu kırılan. Oysa onu, tanımıyormuş gibi seyrettim.


Fincan elinden kaydı. Çok yavaş tutmuşum demek. Fincanın düşüşünü ve kırılışını seyretti. O sırada düşünmeseydin; iki işi aynı zamanda yapamadığını bilmem sana nasıl anlatmalı? Zarar yok, denildi. Var. Aklıma çok zararı var. Eskiden telaşa kapılırdım. Şimdi yerin temizlenişini de fincanın düşüşünde olduğu gibi, aynı kayıtsız gözlerle seyrettiğime göre demek öldüm; duygularım öldü, duygularımla ilişkili aklım öldü.
oğuz atay / tehlikeli oyunlar

göründüğümüzden az olmayalım.



Göründüğümüz kadar olmayalım. Hiç olmasa, göründüğümüzden az olmayalım. Hemen tükenmeyelim.

oğuz atay / tehlikeli oyunlar

çünkü ben geçmiş, modası geçmiş biriyim!

Çünkü ben geçmiş, MoDaSı GeÇmiŞ BiRiYiM. Burada kendimi temsilen bulunuyorum.
oğuz atay / tehlikeli oyunlar

belki de...


Bu kadar haklı olduğu halde, böylesine haksız görünmeye dayanamamıştır. Kaçmakla, bir bakıma bütün dünyayı suçlamaktadır belki de. Böyle bir topluluğun içinde yaşayamayacağını anladığı için kaçmaktan başka çare bulamamıştır.
oğuz atay / tehlikeli oyunlar

olabilecekleri bile bitirdik. bir durumdan başkasına geçmeli.


İşte gün durgun, hava ağır. Artık yeni bir şey olamaz. Olabilecekleri bile bitirdik. Biraz uyuyalım: Yattığımız yerde, bir durumdan başkasına geçelim.
oğuz atay / tehlikeli oyunlar

hiçbir şey böyle bir anda kaybolamaz, değil mi?

Bilge beni istemiyor diye onu göremeyecek miyim artık? Böyle şey olur mu? Biraz önce birlikteydim onunla. Nereye gitmiş olabilir hemen? Onu sokaklarda bulamayacak mıyım?
oğuz atay / tehlikeli oyunlar

şaşırtamazsınız; sarsamazsınız!

Bütün teessürlerimiz, inkisarlarımız, hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarınadır. Her şeye hazır bulunmak ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

her şey...


Her şey, her şeyi olduğu gibi kabul etmekteydi. Şu halde bana da yapacak başka bir şey kalmıyordu.
sabahattin ali / kürk mantolu madonna

adı kötüye çıkmış tüm sözcüklerime...


tutar ellerinden kaldırırsın, adı kötüye çıkmış tüm sözcükleri...
cemal süreya

hah!

kendi bahçesinde dal olamayanın biri, girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.
özdemir asaf

herkes herkesi sevmesin, gerek yok.


herkes herkesi seviyor.. hepsi de başka türlü seviyor. herkes herkesi sevmesin,gerek yok adam azaldı, sevgi de elden gidiyor. 'bana sen haklısın diyorlar, hayır hayır,ben çok haklıyım.' bilen biliyor. bu yarışın dışında kalanlar, adamı sevgi, sevgiyi de adam ediyor.
özdemir asaf

ne olur...

işte onların kanunları böyle
bizimkilere benzeyebilir mi hiç?
şehrin duvarlarına sırayla üç kere ilan asıyorlar: sevginize dikkat!
dördüncü ilan ve sevgiyi kaldırıveriyorlar.
onlarla başa çıkılmaz turgut.
ben çıkabildim mi?
bilincin uyarmasın seni.
dikkat et turgutçuğum,
bu güzel hayalleri, şekilleri kaybetmesin bilincin.
kurtar kendini onun baskısından.
rüyadan gerçeğe geçmenin acılarını yaşama.
.
.
ne olur turgut uyanma sakın.
ne olur uyanma..
ne olur..
ne olur..
silme..
.
oğuz atay

tek bir mutlu an için...


ib(ş)aret...


‘Bunlar İmparator’a bakan gözler’ diye düşündüm. Ama hiç kimse bu heyecanımı paylaşmıyordu, hatta anlamıyorlardı bile. Hayat böyle küçük yalnızlık kırıntılarından ibarettir...
roland barthes

ceket çıkarma talimatını beklemeden...

"...şimdi yanımda olsaydın,
bütün bu meseleleri tartışsaydık.
birçok meseleyi askıda bırakıp gittin.
beni bıraktın bu makinenin çarkları arasında.
ben de dişlilere ceketimi kaptırdım.
eteğimin ucundan bağlandım bu düzene.
ceketi çıkarmadan olmaz.
ceket çıkarma talimatı da verilmedi daha.

çıkar üstündekileri, kurtul bu düzenden.
olmaz selim çırılçıplak kalırım sonra.
tutunacak bir yer bulamam sonra."
oğuz atay

aslına sadık kalınarak, istanbul'u arkada bırakan bdkoala'ya...

...bulamıyorum.


... yemek erken bittiği için, mutfakta ocağın önünde dururken,bu yeteneksizliğin,bir zamanlarki onca yeteneğin yerini almış bir yeteneksizliğin nedenini arıyorum.
Malina / Ingeborg Bachmann

to nowhere...


düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. hiçbir şey. hiçbir korku. aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından... sakin ol. öylece dur. yaşamdan geç. kentlerden geç. sınırları aş. gülüşlerden geç. anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelerde otur -artık hiçbir yerdesin.

tezer özlü

yalnız kalmamak için...



kendimi
yalnız bırakmamak için
bütün gece
aynanın karşısında
oturdum.

cesare pavese

Wednesday, September 19, 2007

korkunç!


Korkunç bir bırakılmışlık duygusu. Dünyanın bütün varlıklarını göğsüme sarsam bile, kendimi hiçbir şeyden koruyamazdım.
albert camus

Tuesday, September 18, 2007

itinayla yaşayınız.

hayat bir şey değildir, itinayla yaşayınız.
albert camus

insanı savunuyorum; çünkü düştüğünü gördüm. (albert camus)


varoluşçuluk.

Varoluşculuk, varoluşun önceliğini ya da ilkinliğini benimseyen bir kuramdır.
Varoluşçuluğun sözlük anlamına bakacak olursak; insanın varoluşunu, somut gerçekliği içinde ve toplumdaki bireyselliği açısından göz önüne alan felsefi öğretidir.
Varoluşçuluk felsefesinde, insanın varoluşu anlaması söz konusudur. İnsanın kendini gerçekleştirmesi, insan varoluşunun rastlantılar içinde oluşu, güvensizliği ve güçsüzlüğü söz konusudur. Güçsüzlüğü ve hiçliği içinde insan, ölüme mahkum bir varlık olarak insanın varoluşu, hiçlik karşısında insanın varoluşu, insan varoluşunun halisliği (authentique) ve bu halis olmaya çağrı, özgürlüğü içinde insanın varoluşu, topluluk içinde kaybolmuş insanın, tek insanın kendisini bulması, kendi olması, doğruluk ve ahlaklılık karşısında sahici davranışı-tutumu; bütün bu sorunlar söz konusudur varoluşçuluk felsefesinde. Ayrıca "insan, evreni aşabilir mi aşamaz mı?" "aşarsa nereye dek varır bu aşma?" gibi sorunlar söz konusudur.
Yığınlaşma içinde tek-insan, birey, gittikçe kendi özelliğinden, kendi kişisel özgürlüğünden çözülme, kopma durumuna geçiyor. Tek insan kayboluyor. Kitle içinde sıradan bir insan oluyor. Tek kişinin kişisel sorumluluğu gittikçe herhangi bir parti, bir ortaklık, bir dernek, herhangi bir kolektif düzen içinde ortadan kalkıyor.
Modern insan, bir devlet hastanesinin doğum kliniğinde dünyaya geliyor, oradan yuvaya, yuvadan okula, sonra da ya bir fabrika ya bir büroya geçiyor. Modern insan artık kendi yaşamını sürdürmüyor. Ölümü bile kendinin değil çoğu kez.
Bu gelişme nedensiz değil. İlkin, bütün yurttaşların eşit hak istemesi, başta gelen bir nedeni bu gelişmenin. Hiçbir üstünlüğe, hiçbir olağandışıya katlanılamıyor artık. Bunların hepsi bir kalemde siliniyor. Bir başka nedeni: güçlü olma isteği, güce erişme isteği. Tek kişi güçsüz kalmıştır günümüzde. Ama herkes "dayanışarak" toplu hale gelirse, yenilmez bir güç oluyor. Bir başka neden de, ekonomik bakımdan güven altında olma çabası. Ekonomik çöküntülerden, paranın inip çıkmasından, tek kişi, varoluş savaşımında yorgun düşmüştür. Yaşamını güven altına alabilmek için kitleleşme yoluna girmiştir. Böylece her alanda bir toplumsallaşma bir merkezleşme gittikçe artıyor. Giderek çoğunlukla insanlar ekonomik güvenliliklerini sağlamak uğruna, kendi kişisel özgürlüklerini bırakmaya hazır duruma geliyorlar. İşte bu gelişme ortasında varoluşculuk felsefesi sesini yükseltiyor.
Bu felsefenin getirdiği sınırsız subjektiflik, bireysellik, topluluk düşmanlığı, macera isteği, istediğini yapma özgürlüğü, bütün bunlar yığınlaşmaya karşı bu protesto açısından anlaşılmalıdır. Bütün varoluş felsefesi şu biçim altında belirir: "İnsanın kendi kendini yitirdikten sonra bütün dünyayı ele geçirmesi neye yarar?" Bundan dolayı varoluş felsefesi bir bunalım felsefesi olmuştur, bu felsefe yeni bir dizge kurmak istemiyor, tam tersine insanları karar verme durumuna getirmek istiyor; öğretmek istemiyor, yeni bir tavır alışa çağırıyor; çağı yeni bir biçimde açıklamak istemiyor, onu yargılıyor; sakinleştirmek değil, ürkütmek onun amacı; sentez de istemiyor, "ya o-ya o" karşısında bırakıyor. İşte bundan dolayı, geçen yüzyıldaki devrimin bunalım zamanında doğmuş olan bu felsefe, yine son iki dünya savaşından sonraki bunalım zamanlarında böylesine güçlü bir etki yapmış, güçlü bir felsefe akımı olmuştur. Önce Almanya sonra Fransa'da bir felsefe yazın akımı olarak biçim kazanmış bulunan varoluşçuluk, J.P.Sartre'a göre insanın bütün boyutlarını ele alan bir felsefedir.
"Varoluş, özden önce gelir" ve her bir kimseye bir öz kazandırmayı sağlayacak özgürlükle özdeştir; "insan ne ise o değildir, ne olmuşsa o'dur." İnsan kendini kendi yapar, daha önce kazandığı bazı belirlenimlerin el verdiği ölçüde kendine biçim verir,kendini oluşturur.
Varoluşçuluk insanın dünyaya atılması ve bir başına bırakılmasının felsefi psikolojisi olduğundan varoluşçuluğun genel görünümü fenomolojik çerçevede hayli dağınıktır.Birey hayat kurma onu devam ettirme ve sosyal çevrede kendini kabul ettirme gibi daha bir çabanın yoğun harcandığı noktalarda ,bu kendini ayakta tutma mücadelesi içinde,derin ve insanlığın paydasını konu edinen değerlere tavrı öteye aktarılan bir sorun olarak görülegelmiştir.İnsanlık tarihinin iktidar mücadelesi tarihi olduğunu okul öncesi çağda 'orman kanunu'benzeri söylemlerle ilke olarak öğrenen yığınlar elbet sosyalleşme sürecinde dostluk ve sevgi gibi insani unsurları bir 'hayal' olarak ama ikiyüzlü sohbetlerde 'bulunmuş' bir gerçek olarak dillendireceklerdir.Mış gibi olma tradejisinin tarihteki son durağı olmayan postmodern uygarlığımız herşey boş safsatasıyla günahın içine dalmalarını açıklayamayacakları olgun kişilik imajı çizen iyi oyunculuklarlarıyla gerçekte ne uhrevi ve ne de insani kaygıları olmayanların aşkın,mistik boyutu kötülemeleri varoluşçuların es geçtiği bir durumdur.İnsani derinlikler kavranmadan hayat bir savaştır sadece.Lüks tüketim,matrak bir çevre ve güvenli bir gelecek.İstenilen bu.Oysa derin hakikatlar dünyasında...

kaynak: vikipedi

virgül,

Yürünmez öyle hep, bazen susulur.
can yücel

2007'ye...

Öyle bazı tarihler vardır ki, yaşamasaydım da olur diyeceğiniz aylar arasında öne çıkıverirler.
louis ferdinand celine

don't lose your faith in humankind.


you ask me,
why it is i come to you,
when someone else is just as good
i asked them but they said the same,
didn't even ask my name.
explain to me
just what it is you have to lose
take a minute in my shoes
don't it feel like you've paid your dues
already
i'll show you,that all our fates are so entwined
don't lose your faith in humankind
just don't forget my state of mind
is fragile.
together,
we can enjoy the taste of dignity
as long as you believe in me
i'll show you my reality
i've seen a few.
you ask me,
why it is i come to you,
when someone else is just as good
i asked them but they said the same,
didn't even ask my name.
another refugee
oi va voi / refugee

alper'den bildiği tüm niller'e...

ne kadar canını acıtsa da o yumru
o, nefes alacak bir yer ayırmıştır kendine...

otuz yedinci sayfam.


Beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım.
oğuz atay / tehlikeli oyunlar

yaşantılarımızla düşündüklerimiz arasındaki acıklı çelişki...

Oysa bizim bütün güzelliğimiz, yaşantılarımızla düşündüklerimiz arasındaki acıklı çelişkinin yansımalarından ibaretti.
oğuz atay /tehlikeli oyunlar

sinirimden gülüyorum, o kadar.


Sinirimden gülüyorum albayım. Çünkü sinirlerim artık gülmek için kafamın neşelenmesini beklemiyor. Bu karamsar beyinden bir kahkaha çıkmayacağı için, artık ben gülmüyorum, sinirlerim gülüyor. Hepsi bağımsızlığını kazandı albayım, pardon, doktor.


oğuz atay / tehlikeli oyunlar




Monday, September 17, 2007

Sunday, September 16, 2007

sus...


böyle bir şiiri
bitirmenin yolu
aniden
susmaktır.

charles bukowski

aslına sadık kalınarak, bu aralar, hep aniden susan bdkoala'ya...

değirmenler.

zaman düşer ellerimden yere
oradan tahtaboşa,

saatler çalışır izinsiz hep bir sonraya
resimler sarı güneşsizlikten
duygular değişir
dostlar dağılır dört bir yana
kendi yollarına
ve sen ben
değirmenlere karşı bile bile birer yitik savaşçı
akarız dereler gibi denizlere
belki de en güzeli böyle...
uçurtma uçar sözlüğümden
geri gelmeyecek bir kuş
yaşanmamış kırıntılar sadece bir düş
ve sen ben
değirmenlere karşı bile bile birer yitik savaşçı
akarız dereler gibi denizlere
belki de en güzeli böyle...
bülent ortaçgil / değirmenler

kimse bilmez!

bulut geçti, gözyaşları kaldı çimende
gül rengi şarap içilmez mi böyle günde
seher yeli, eser yırtar eteğini gülün
güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye
kimse bilmez, kimse bilmez
mehmet güreli & zuhal olcay / kimse bilmez

"siz"e göre değil okumak...


birkaç iyi şiir yazmak bile çok fazla umutsuzluk, tatminsizlik ve hayalkırıklığı gerektirir. herkese göre değildir şiir yazmak; hatta okumak bile...

charles bukowski

azat ettim...


uykudaki cinayet bıraktı peşimi
kan dondu cin öldü ruhlara karıştı şiir
hiçbir yangın işlemiyor artık içime
benim gördüğüm aynalar görmüyor artık beni
azat ettim suretimi, gölgemi, kendimi
yaşasın diye benim yerimi alan ikiz

murathan mungan

tepeden tırnağa...

Çoğu
insanın
ölümü
bir
aldatmacadır.
Ölecek
bir
şey
kalmamıştır
geriye...
charles bukowski

etki ve tepki.


en iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur
sırf uzaklaşmak için,
ve geride kalanlar
birinin onlardan
uzaklaşmayı neden isteyebileceğini bir türlü tam olarak anlayamazlar.
charles bukowski

Friday, September 14, 2007

hayır! kazanamayız...


hayır
kazanamayız mümkün değil
kazanamayacağımıza karar verdim
bir an için kazanabileceğimizi sanmıştık
ama sadece bir an için
şimdi biliyorum ki kazanamayız
hareketsiz dursak da kazanamayız
koşsak da
doğru davransak kazanamayız
hata yapsak kazanamayız
başka biri kazanacak
o yüzden başka biri orada
ve biz de buradayız...
charles bukowski
aslına olmasa da; kesinlikle sadık kalınarak, bdkoala'ya...

"bucak bucak ötedeki siz"e...



"Bir insanın iyi kötü, ortaya bir eser koyması ne kadar zor, ne kadar takdire şayan bir gayrettir bilemezsin."
"Ben ne koyuyorum ortaya albayım?" diye çekinerek sordu Hikmet.
"Kendini koyuyorsun evladım; daha ne koyacaksın? Herkesin başkalarından bucak bucak kaçırdığı muhtevayı koyuyorsun."
oğuz atay / tehlikeli oyunlar

sayın tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler...(1)

Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
cemal süreya / üvercinka
çatıda bir güne ithafen...

Wednesday, September 12, 2007

cumasız hafta...


pazartesi acımasız, pazartesi sıkkın, hep aynı şarkıyı söylemekten bıkkın, bir masanın kenarları kadar buluşmazmışız öyle derler; oysa bütün masalarda tam dört köşe var. umarsız ve umursamaz günler, gözlerde bir habersizlik var. salı, çarşamba çok uzun, salı, çarşamba sonsuz, hiçbir işe yaramazlar sensiz. bir ağacın yaprakları gibi özgürmüşüz öyle derler; oysa bütün yapraklar aynı kökten çıkar. umarsız ve umursamaz günler, gözlerde bir habersizlik var. perşembe kadar güzelsin, perşembe kadar hızlı, her daim bir cümbüş arasında gizli, bir yıldızın köşeleri kadar uzakmışız öyle derler; oysa yakından bakınca yıldızlar yuvarlaktırlar. umarsız ve umursamaz günler, gözlerde bir habersizlik var. cumartesi, cumartesi sanki bir kış sonrası, küçük renkli bir sofrada sabah kahvaltısı, bir katarın vagonları gibi özelmişiz öyle derler; oysa bütün vagonlar aynı rayda gider. umarsız ve umursamaz günler, gözlerde bir habersizlik var. her son bir umuttur her başlangıç bir kuşku. eğer günlerden pazarsa arife keyfi, bir meyvenin çekirdeği gibi atılmışız öyle derler; oysa yaşam meyveden değil çekirdekten çıkar. umarsız ve umursamaz günler gözlerde bir habersizlik var.
bülent ortaçgil & fikret kızılok / memurun şarkısı

keşke herkesin... ( 6 )


keşke herkesin kaçırdığı tüm olası tesadüfleri izleyebileceği bir filmi olsa...

hiçlik; ...


hiçlik ; ruhun derisidir.
nietzsche