Sunday, March 16, 2008

ben, böyle bir ben tanımıyorum...


Bundan sonra ancak yarım bir varlık olacağım; ben artık eski ben olmayacağım. gün geçtikçe kendimden kaçıyor, uzaklaşıyorum.

Michel de Montaigne

içime kurt düştüğü günden...


Kimseye bizi yargılama fırsatı vermemeliyiz, azizim, ne kadar az olursa olsun! Yoksa, paramparça oluruz. Yırtıcı hayvan terbiyecileri kadar tedbirli olmak zorundayız biz de. Kafese girmeden önce, traş olurken yüzünü kesmek felaketine uğradıysa, hayvanlara ziyafet çıktı demektir! Birdenbire anladım bunu. Belki de, o kadar mükemmel değilimdir, diye içime bir kurt düştüğü gün... Ondan sonra şüpheci oldum ben de. Biraz kanım aktığına göre, arkası gelecek demekti: parçalayıp yutacaklardı beni.

albert camus / düşüş

Tuesday, February 19, 2008

masal...


bana bir varmış...de!
bir varmış bir yokmuş...deme!
içime dokunuyor...
can yücel

Sunday, January 27, 2008

see you in another life brother!

Please don't give up, Des. Because all we really need to survive is one person who truly loves us. And you have her. I will wait for you. Always. I love you.
Pen

still too young to fail.


Living on a diet of Chocolates & Cigarettes, I wanna call you again, I'll drink tea sometimes when it's cold, This is getting old, I call you again, Still too young to fail, too scared to sail away, But one of these days I'll grow old And I'll grow brave and I'll go, One of these days Blowing out the candles from my cake, I choke on the smoke as I look around the room Everybody's wishing for no more mistakes And all that I can think about is you, Still too young to fail, too scared to sail away But one of these days I'll grow old And I'll grow brave and Ill go, One of these days...
angus & julia stone / chocolate & cigarettes

Thursday, January 24, 2008

iyi şeyler birdenbire olur.

acaba iyi bir şey olacak mı?
hayır, dedim kendime.
iyi şeyler birdenbire olur,
bu kadar bekletmez insanı.

oğuz atay / korkuyu beklerken

Wednesday, January 23, 2008

ubor - metenga!

Garip kaderime gülümsedim; aynaya bakarak tabii. Tatlı bir gülümseme. Eski neşemi kaybetmediğimi göstermek için. Sonra durgunlaştım. Neden? Unuttum. Dur, hayır; unutmadım. Yalnız kaldıkça, yalnız kalmaktan korktukça... Aynadan uzaklaştım; fakat, biliyordum, böyle bir düşünceydi. Köpekler sinirimi bozdu, şimdi kendime gelirim. Buldum: Yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığım artıyor. Bu sefer gerçekten gülümsedim. İster görün, ister görmeyin; gülümsedim işte. Her şeyimi kaybetmedim daha; çıkmayan candan ümit kesilmez, havlayan köpek ısırmaz. Hay Allah kahretsin!

oğuz atay / korkuyu beklerken

biliyorum.


"Seni çok mu yalnız bıraktılar sevgilim?"
oğuz atay / unutulan

Kalabalık bir topluluk içindeydi.


BAŞARISIZDI.
oğuz atay / beyaz mantolu adam

Sunday, January 20, 2008

the story is in the soil, keep your ear to the ground!


but you but you you write sUch preTty words
but life's no story boOk
LOve is an excuSe to get huRt and to hurt
dO you like to hurt? 'cAuse i do i do i do
theN hurt me, Didn't hUrt me, oh this hurt me

*geç kalınmış bir hakkını teslim ediş... bright eyes / lover i don't have to love

Wednesday, January 16, 2008

tanrısını yitirmiş aşk...


Aşk ayrılıklarla bitmez, gün gelir her biri başka bir nedenden başka bir zamanda ölür tıpkı insanlar gibi. Bir de ölümsüz aşklar vardır Cortazar’a karısının duyduğu aşk gibi. Bir mümin nasıl inanıyorsa ölümden sonra hayata, o aşklar da sanki ikinci bir yaşamsa, değişik bir boyutta sürdürür ömrünü. Bunun için inanç gerekir, sevdiğine ve kendi sevgisine neredeyse ilahi bir teslim oluş. Kimisi şanslıdır hiç yitirmez inancını, kimisi de yolun bir yerinde bazen ani bir darbeyle bazen yavaş yavaş biriken işaretlerle kaybederler imanlarını. İşte o zaman sonu gelir aşkın, artık bir daha dirilmez. Ve en acıklısı, en sarsıcısı böylesidir bütün kayıpların içinde. Yoksa Julian Barnes’ın ustalıkla anlattığı gibi romanlarında, ne kıskançlık ne sadakatsizlik veya ne de terk edilmektir her şeyi tüketen. Yalnızca inandıklarının hayal olduğunu görmektir; “tanrı”sını yitirmiş gibi bir boşluğa düşer insan.İşte o zaman “Aşk vesaire”dir dilinizde kalacak olan.
Rengin Soysal

Monday, January 14, 2008

aşk: kaçıncı baskı...


Aşk’ı tanımlamaya çalışmanın düpedüz gözüpek bir girişim olduğunu bile bile davranıyorum , davranacağım bir kez daha , bir deneme “Karpuz Çekirdeği”nin karşı sayfalarına kurulduğuna göre: Sağlık sınırını aşmış, o çerçeveden taşmış sevgi türüne Aşk diyorum ben. Karşılıklı duygular dengesi bozulmuş, zihnin ve gövdenin elektrik yükü iyiden iyiye artmış, izan çerçevesi dağılmış, şiddet tırmanmaya koyulmuştur. Aşk, kişiye varoluşunun uçlarını anımsatır ve ölüm güdüsünü devreye sokar: Çift'in tek'i kendisini (Pavese), eşini (Carmen), kendisini ve eşini (Kleist) yok etme eşiğine dayanmıştır. Eşik her zaman aşılmaz belki; eşiğe her zaman dayanılır. Aslında: Kansız aşk yoktur. Akması gerekmez kanın, kaynama noktasına ulaşması gerekir bir tek: Orada, o anda gövdenin kimyasal dengesi hepten değişir ve Zihin sürçmeye başlar: Yoğunlaşmalar, takınaklar, mantığı tersyüz eden bir karar politikast egemendir artık. Aşkın (âşığın) gözünün görmediği doğru değildir: Doğru olan, onun başka birşey görmediği, başka bir noktaya bakmadığıdır.

İktidar ilişkisinin en fazla sivrildiği, yıpratıcı yanlarının en belirgin formları aldığı alanların başında gelir Aşk. Görünüşte, bir efendi/kul kutuplaşmasında yol alınmaktadır, oysa efendinin her an kula, kulun her an efendiye dönüşebileceği bir eksen üzerinde iniş-çıkış eğrisini çizer 'kahramanlar'. Partönerlerin rollerine aldanmamak gerekir: Hükümran nerede boyun eğer, mazlum nerede dikilir kimse kestiremez. Uca çekilen, itilen, orada duran ve bekleyen öylesine güç kazanır ki, istediğinde karşısındakini bükebilir, hatta eritebilir de. Büyük, zorlu aşk örneklerinin hepsinde rollerin bir evreden sonra ters döndüğüne, ateşin yön değiştirerek yakanın yandığı, yananın külünden yeniden doğduğu bir durum yaşandığına tanık olunur: Karşılıklı aşk, her zaman karşılıklı, bulaşıcı, yayılmacı bir yangın demeye gelmiştir. Tek taraflı aşk, zaten aşk değildir: Öteki'yle tamamlanma arayışından öte, kendi kendini bulamama güzergâhıdır:
Bir som yanılgı, bir som yanılsama.

Mutsuz aşkın tarihi, kaldı ki, Aşk'ın tek taraflılığına değil, karşılıklılığının gerçekleşmesinin engellenmesine dayanır hep. Erişememenin, buluşamamanın, yanyana gelemeyişin binbir çeşitlemesi çıkar karşımıza: Hayat gelir düğümünü kurar bütün öykülerde, birbirine doğru yol almaya çıkan âşıkların yörünge tabakalarını kırar, sapmaları örgütler ve bir yana çekilip, Calvino'nun deyişiyle çapraz yazgılarını izler. Efsane her zaman gerilim istemiştir. Hikâyenin askıda kalması, kavuşma anının ertelenmesi ya da yitmesi için durınadan yeni denklemler öne sürülür. Iki trajik odak belirler bireyin yaşam akışını: Aşk ve Ölüm. Ikisinin de ayırması beklenmiştir. Çağlar boyu, Aşk'a bakışın temel yasası olarak kalmıştır bu:
Bir araya gelindiğinde Aşk ölmeye başlayacaktır.
enis batur

Friday, January 11, 2008

bardak mı? dolu mu? olsa olsa boştur...


biz canlıların cehennemi gelecekte var olacak bir şey değil, eğer bir cehennem varsa, burada, çoktan aramızda; her gün içinde yaşadığımız, birlikte, yan yana durarak yarattığımız cehennem. iki yolu var acı çekmemenin: birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi kabullenmek ve onu görmeyecek kadar onunla bütünleşmek. ikinci yol riskli: sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek.
italo calvino