Thursday, August 30, 2007

bizi yıkadılar, renklerimiz soldu...


gri kentteki renklerdik biz!

give us a KiSS.

look into my eyes, don't you trust me, you're so good you could go far, i'll put you in a movie, don't you want to, you could be a star you could go far you've got twistability you fly hard, don't you wanna you've got kissability you could be a star, it ain't hard,you're driving me crazy, i feel so sick,you're driving me crazy, give us a kiss, look into my eyes, don't you trust me, you're so soft, you make me hard, i'll put you on a movie, don't you wanna you could be a star, you could go far you've got kissability you sigh hard, don't you wanna you've got twistability, you could be a star, it ain't hard,you're driving me crazy, you smell so sick, i feel so tired, you made me sick, you're driving me crazy, if i feel so sick, you're driving me crazy, if i feel so sick, look into my eyes, don't you dis' me, you're so good, you could go far, i'll put you in a movie, don't you wanna you could be a star, you could go far you've got twistability you fly hard, don't you wanna you've got kissability you could be a star, it ain't hard you're driving me crazy, i feel so sick you're driving me crazy, give us a KiSS.
sonic youth / kissability

Wednesday, August 29, 2007

ritüel...


uyku, bütün gece onun başının üzerinde döndü dolaştı...sığacak bir yer bulamadı, gitti...

özdemir asaf

Tuesday, August 28, 2007

idare / irade...


Ben, başbakan oldum, ülkemizi yataktan idare ediyorum.

oğuz atay / tehlikeli oyunlar

saat hep 22:30 olsun mesela...


Bütün

dünya saatleri

birleşiniz,

aynı zamanı

gösteriniz.
oğuz atay / tehlikeli oyunlar

düşünüyorum!


Düşünüyorum.

Yani, nasıl yaşamak gerektiğini düşünüyorum, demek istedim. Şimdi oldukça vaktim var düşünmek için. Bir de geçmişim olmasaydı, çok rahat edecektim.

oğuz atay / tehlikeli oyunlar

Monday, August 27, 2007

artık istemiyorum, yetse de kollar!

"bütün dünyayı kucaklamak istedim, kollarım yetmedi"
özdemir asaf

I am not a concept joel.I'm just a fucked-up girl who is looking for my own peace of mind.I'm not perfect!


change your heart, look around you, change your heart, it will astound you, i need your loving like the sunshine and everybody's gotta learn sometime, everybody's gotta learn sometime everybody's gotta learn sometime...



joel: wait!


clementine: why?


joel: i don't know... just wait.

michel gondry / charlie kaufman... eternal sunshine of the spotless mind!

"canım" nihavend!


kaçsam bırakıp sEnden uzak yollara gitseM

kalbim yanıyoR ismini her kimden işitsem

derdinle ufuklArda sönen gün gibi bitsem

kalbim yanıyor ismini Her kimden işitsem...
incesaz / kaçsam bırakıp
*bir de zeki müren'den dinlenilsin, ölünsün, bitilsin...

I try so hard...


in the silence of the garden, moss arizing on the wind, and the beast is pondering LOVE LOVE LOVE, 'till the rusty nail grow dim, i can't seem to make you mine, through the long and lonely night and i try so hard, darling, but the crowd pulled you away, through the rhythm and the rain and the ivy coiled around my hand so i lingered with the people, in the silent august glade

but the rain has brought the night and the night has brought the rain...


the clientele / (I can't seem) to make you mine

Sunday, August 26, 2007

insan nedir ki!



-ne yapacaksın yüzüğü?

-bir kadına vereceğim.

-neden?

-sevinsin diye.

-sevgilin mi?

-sevdiğim...



-köpekler bizi içimizde kemik olduğu için mi ısırıyor Neriman Teyze?


-hayır, içimizde kalp olmadığı için...

*önünde saygıyla eğilinilesi, reha erdem="deha" erdem...

söz!

ve söz ver dedi kız, söz ver ki kalbim huzuru bulsun... ama bir şey diyemedi erkek... ne deseydi ki; söylendiği anda ağırlaşan bir yükün altına mı girseydi? kızın haberi yoktu ama sözler tutulmazdı ki... sadece SÖZde kalırdı...


aslı ünal, ilk yazılarından biri...

biri, özü'ne işlerse...


...ben, özüçoksenledim


sen, özüçokbenledin...


zafer yalçınpınar / livar


aslına sadık kalınarak (bilmem kaç)... kelebekler vadisi'ne...

+ my height / güzel bir kaç günün ardından...



mutluluk, insanın boyu hizasındadır.


yarın kimseye vaad edilmemiştir.
murathan mungan

Friday, August 24, 2007

martıyım, martısın, martı!


Güz, ağustos ortasında da gelmeye karar verebilir - bir - iki martı da itiraz edebilir, buna...

oruç aruoba

kök salmışken damardan akıp gidenler...



"demek ki bir yerlerde ayrı düşmüştü hafızaları; aynı şeyleri hatırlayamıyorlardı.birinin yüreğinde kök salan bir hatıra, ötekinin damarından akıp gidiyordu.birinin durduğu noktada, öteki kendine yol tayin ediyordu."
Elif Şafak / Şehrin Aynaları

zatülcenp...


Ter içinde uyanıyorum. Ne ailem, ne Re, ne de orospu burada! Hepsi düşmüş! Her şeyi yarım bırakmayı seviyorsunuz. İnsanları, sevgileri, ihanetleri, yaşanılan memleketleri, umutları, kavgaları, onurları!.. Hepsini eksik bırakmayı seviyorsunuz. Bir yağmuru, bir intiharı, bir sevişmeyi ortasında kesmekten çekinmiyorsunuz. Tamamlayarak tamamlanmak ürkütüyor sizleri! Kimselere hesap vermeyeceğinizi bilmenin rahatlığı, boşvermişliği olsa gerek bu! Ama beni, yanlışlarımla bütünlemeye çalışmak: İşte size zevk veren BU! Bunu yapabilecek gücü hissetmeniz, bu gücü depolamış olmanız, doyum için yetiyor! Yeniliyoruz. Önümde duran zamanlardan bir zaman bile seçemiyorum. Hep sizin sunduğunuz duyumsamalarla, savlarla, sıfatlarla yaşamak biçiminde bir piyes oynatıyorsunuz bana. İtiraf ediyorum. Ben de oyuncuyum. Ben en mükemmel Shakespeare karakteriyim. Yaşadığı trajediler karşılığında yüklüce para kazanan bir oyuncu! Ama sahneye çıkma, tiradımı atma sırası bana geldiğinde bütün seyirciler gitmiş olacaklar! Sıkıyönetim, tekste el koyacak! Bir grup köktendinci, kulisteki kostüm dolabımda centilmenliğimi becerecek! Fildişi Kıyıları çok uzak! Artık Japonlar da kola içebiliyorlar! Alnına spermle gamalıhaç çizilmiş görevlilerle elim sende’cilik meselesine sürüklüyorsunuz beni; ebe, devamlı benim! Sizler gizleniyorsunuz. Elma da desem, armut da desem, dut da desem çıkmıyorsunuz! Sizi bulmak, arkasında durduğunuz anlamı yakalamak için geceyarılarına kadar sokaklarda dolaşıyor, herkese sizi soruyorum. Vizyondan kaldırılmışsınız. Omuzlar silkiliyor, dudaklar bükülüyor, ‘bilemeyiz’ türünden garip el işaretleri yapılıyor!. Sancılarımla başbaşayım. Cezalıyım. Suçumu, bitmeyeceğini hemen algıladığım heyecanlı bir filmi seyrettirerek, kucağıma uzanmış kızın, kopacağını, elimde kalacağını sezdiğim saçlarını sevdirerek ödetiyorsunuz bana. Ödüyorum ödemesine de, yine de çaresizliğime, yalnızlığıma bir başıma sahip çıkamıyorum. İrlandalılar, dünyaca ünlü rock grubu U2 ile özgürlük şarkıları söylerlerken grubun solisti Bono, adımı anmaktan kaçınıyor!
küçük iskender

burada yalnız mı olmalı insan, çok mu, bilemiyorum...


"ben hangi şehirdeysem yalnızlıĞın başkenti orasi..."

cemal süreya

yeni hayatın acemilerine...


"...biz kırıldık daha da kırılırız

ama katil de bilmiyor öldürdüğünü

hırsız da bilmiyor çaldığını

biz yeni hayatın acemileriyiz.

bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor

şiirimiz, aşkımız yeniden,

son kötü günleri yaşıyoruz belki

ilk güzel günleri de yaşarız belki

kekre bir şey var bu havada

geçmişle gelecek arasında

acıyla sevinç arasında

öfkeyle bağış arasında..."
cemal süreya

Thursday, August 23, 2007

ben yanmazsam, sen yanmazsan, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa...


çok özledim, bay prozac ve bayan florak'ı...

düşlerimle buluşunca kar yağışları -ikisi de aynı hamurdan- rüzgarda bulutta yıldızda düşlerden bir kardan adam...(edip cansever)


yalnız ve çırılçıplak, geldiğim gibi giderim. ne sonsuz ne ölümsüz, gördüğümü bilirim. ruhum ezelden yasakları sevdi, ruhum çocuktan, tehlikeli suları sevdi. kardan adamlar yaptım, hepsini kahramanım sandım, avuçlarımda eridiler... telli duvaklar taktım, her defa sanki aklandım, çok çabuk kirlendiler. kardan adamlar yaptım, kardan adamlar yaptim.. ne kadar da benziyorlar birbirlerine, hepsini ben mi seçtim? aynı gizli odaları, soğuk duvarlari, hepsini nasıl geçtim? KARDAN ADAMLAR YAPTIM...

göksel

kar için(m)desin!


“sesin nerde kaldı, her günkü sesin,

unutulmuş güzel şarKılar için bu kar gecesinde uzaktan,

yoldan rüzgar gibi ta, eski anadolu’dan

sesin nerde kaldı? kar içindesin! ”

ahmet muhip dranas

heartache!


aşklar da bakım istiyor; öğrenemedin gitti.


cemal süreya


yanlışlarla tıkanmış bir yol...



hayatımdaki temel duygu nedir bilir misiniz? yanlışlığın giderilmesi. filmlerde hep o anda ağlarım. diyelim oğlanla kız karşılaşır, birbirlerini iten trükler olur. birleşirler, bir yanlışlık yüzünden ayrılırlar, sonunda yanlışlık anlaşılır, birbirlerine koşarlar. orda ağlarım. yanlışlığın düzeltildiği anda ağlarım. her ilişkide, çevremdeki tüm ilişkilerde yanlışlığın giderilmesi önemlidir benim için. AŞKlarda, DOSTluklarda.”
cemal süreya
fotoğrafın hakkını veririm tatlı bir kıza...

insan tanımı...


"güzel insan dedim. meyve olarak dünyaya gelseydi kavun olurdu."

cemal süreya

Monday, August 20, 2007

keşke herkesin... (4)


keşke herkesin kocaman bir kalbi olsa... tüm zig zaglarıyla, tick-tock larıyla, emanet kalbiniz uçup gitmesin diye, onu sıkı sıkı tutacak birisi de cabası...

aylin aslım tokadı...


bak yine burdayım..

sana nazır is(Z) kokan göğsümle yanındayım.. bak karşındayım, bu dudaktan son defa öptüm, farkındayım..

ahh..!

bu tenin altında açılmış yaralarla giden bir can aslında, ahh yine son kurşunla, vurulmuş kanatlarla düşen bir can aslında.. bir dala uzandım, istemeye utandım, yine de benimsin sandım.. şaraplar yetmez, sabahlar olmaz, ahım tenimdir, yanına kalmaz.. ahh bu tenin altında açılmış yaralarla giden bir can aslında, ahh yine son kurşunla, vurulmuş kanatlarla düşen bir can aslında..

tek bir cümlenin, tüm bir güne yettiği anlardan birinde...


x: bugün günlerden ne?

y: salı, en azından bir süre daha...

keşke herkesin... (3)


keşke herkesin bir bisikleti olsa... özgür, yeni ama çok tanıdık bir renkte, sonsuza sürse...

game hasn't finished yet!


biz büyüdükçe, ilgimizi çeken tek erkek "süper mario" olmaktan çıkmıştı...

sene 2002, bir mektuptan...

keşke herkesin... (2)


keşke herkesin hayalleri olsa... hayal baloncuklarından evlerde yaşasak...

keşke herkesin... (1)


keşke herkesin bir uçurtması olsa... çocukluk bu denli uzakta kalmasa...

Sunday, August 19, 2007

son deneme...


gel, sen de kopar bir parça
tozum bile kalmasın...
mor ve ötesi

bu kaçıncı takvim...

Ey, hafıza!
Kanıyor, ne varsa süzdüğün...
Ahmet Oktay

ötele-me!


Ey, ötesi?
Ötesi
hiç.

Beşir Fuad

ayna, ayna! söyle bana, kim sağırdı aramızda?!


'' her tiyatro sahnesi büyük bir aynaydı, izleyicilere tutulmuş; ve her ayna büyük bir tiyatro sahnesiydi, haYatın GöbeĞinde Kurulmuş. İnsanlar, GeÇmişin çıbanlarından artakalan çukurları paha biçilmez taşlarla kapatan, bugünün kisvesindeki yırtıkları cafcaflı ünvanlarla yamayan, rüyalarındaki geleceğe baktıklarında gözleri kamaşan insanlar, tiyatro sahnelerinde aynaları görürdü; aynalarda da tiyatro sahnelerini. aynalardaki sûretlere dokunmak kabil değildi. uzanan eller, aynaların sırlarına dokunur dokunmaz hadlerini haTırlayarak gerisin geri çekilirlerdi. sert yüzeyde kıvranan tırnakların çıkarttığı o iç gıdıklayıcı ses kalırdı geride.oysa sağırdı aynalar.''


Elif Şafak / Şehrin Aynaları

yaşam destek ünitesi (3)


masa da masaymış ha!


adam, yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü, yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini, çıkrık sesini
ekmeğin, havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu.
masa da masaymış ha!
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandu durdu
adam ha babam koyuyordu.
edip cansever

Thursday, August 16, 2007

mutlu(mu)luk

...
Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan...
edip cansever

ya hemen; ya artık ya da hiç...



ve HEMEN gidemedim
ve ARTIK gidemedim
ve sonra HİÇ gidemedim...

edip cansever

aşk bir "dengesizlik" işi; dengeye dönüşendir sevgi...


sizin alınız al inandım

morunuz mor inandım

tanrınız büyük amenna

şiiriniz adam akıllı şiir

dumanı da caba

dumanı da caba...


bütün ağaçlarla uyuşmuşum

kalabalık ha olmuş ha olmamış

sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum

ama sokaklar şöyleymiş

sokaklar şöyleymiş

ağaçlar böyleymiş

sokaklar şöyleymiş

ağaçlar böyleymiş...

ama sizin adınız ne

benim dengemi bozmayınız

ama sizin adınız ne

benim dengemi bozmayınız

sokaklar şöyleymiş

ağaçlar böyleymiş

sokaklar şöyleymiş

ağaçlar böyleymiş...

aşkım da değişebilir gerçeklerim de

pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı

yan gelmişim diz boyu sulara

hepinize iyi niyetle gülümsüyorum

hiçbirinizle döğüşemem

siz ne derseniz deyiniz

benim bir gizli bildiğim var

sizin alınız al inandım

morunuz mor inandım

ben tam kendime göre

ben tam dünyaya göre

ama sizin adınız ne

benim dengemi bozmayınız!!!

sokaklar şöyleymiş

ağaçlar böyleymiş...


turgut uyar

pedro almodovar karesinden fırlamış bir kadın gibi, dayanılmaz ki...


Kendini keşfedilmenin bedeli değildir delirmek
Delirebilmenin bedelidir Kendini Keşfetmek

Neyi keşfedeceğini bilmediği gibi kaşif
Yaptığı keşiften memnun kalmaması da
Pekala mümkündür.
Elif Şafak / Şehrin Aynaları

norveç'te çilek...


pirinç ülkesi (çilek ülkesi)

pervazlarda beliren ilk

bir erik yeşili gibi dağılan tepelere

güneş nasıl kayarsa

gölge-tarlaların üzerinden

kalem öylesine kayıyor pirinç kelimelerle

bu sabah yatağımın kenarında

bütün günahlarımın silindiğini gösteren

bir işaret buldum:kayık şeklinde bir leğenin içinde

yüzen bahar dalları...

ah evet, uzak okuyucu,

günahların hatırlanmadığı bir yer olmalıydı

bizim için...

hiç kimsenin göndermediği artık gönderseler de fark etmez çünkü yazdım

bundan sonra da göndermeyeceği

cam bir kutuda yüzen bir krizantem olmalıydı

evimizin önünden geçen beyaz boneli

hollandalı bir kız olmalıydı

ki elindeki kumral köy ekmeği(halk ekmek/ ayvalık ekmeği) bana daima güzel şeyler hatırlatır

veya ne bileyim ben sarışın spiral bulut halinde saçlarıyla rapunzel

ya da her an bir çam ağacına dönüşüverecekmiş duygusunu veren çünkü bordo flütünden daima

koyu yeşil ezgiler dökülür dökülürdü

bir pan olmalıydı...

bizim için...

herkesin küçük bir bahçesi olmalıydı

üzerinde fikir teatisinde bulunabileceği saatlerce

mesela aramızdan biri bahçesinde gece yarısından sonra

enteresan bir durum gözlemişse hemen hiç çekinmeden

arkadaşlarını arayabilmeliydi

hareket eden cisimler üzerinde pembe mumlar

kendini gizlemeliydi

tam gece yarısı olduğunda birdenbire

mona lisa çalmalıydı...

gümüş kapların içinde bir tadımlık

yiyecekler olmalıydı...

ne kötü şimdi şu an dışarı baktığımda

sana bu derece yabancılaşmam...

o kadar yakındık ki...

ama işte şimdi elimi dışarı uzattığımda

yağmurun yağıp yağmayacağını kavramak dışında

sana dair hiçbir şey bulamıyor olmam

sana tutunamamam ki katiller bile geride el izi bırakır, ne acı...

şu an üstümde sarı simlerle işlenmiş

lacivert kadife eşofman olmasından son derece

memnun olmama karşılık bütün bunları

ve başka birçok şeyi bırakıp

çiçekli ince elbiselerle

kafamda hasır üçgen bir şapkayla

sulak pirinç tarlalarında(çilek tarlalarında)

seninle yan yana dolaşamayacağımızı

bilmek ne kötü...

ah senden bir işareten ufak bir işaret gelse...

ama belki de o zaman sen napoli’ye, sicilya’ya

hatta korsika’ya gitmek isterdin de yine bu pirinç tarlaları(çilek tarlaları) ideası suya düşerdi...

hatta hiç unutmam bir seferinde ikimiz

mısır’a gitmek istemiştik de

ben kendimi salzburg’da sense evde bulmuştun...

senin benimle hiç konuşmadığın günlerdi

sanki aramızda bir çatlak açılmıştı

salzburg’da seni unuttuğum söylenemezdi

unutmadığım da...

hiçbir şey çözümlenemiyordu öncesinde de

sonrasında da geriye dönülmez haerketlerin...

ben şimdi paris’te bir çin lokantasında oyalanıyor

olsam da bu ancak gülünç bir tedavi, soytarılık

çünkü biliyorum hatta hepimiz biliyoruz ki

pirinç tarlaları projesi(çilek tarlaları projesi)asla gerçekleşmeyecek

ve artık hiçbir şey eskisi gibi değil

olamaz da

seninle ayrıldığımız günden beri

bunun için yatak odalarımızda

başuçlarımızda su dolu(cola dolu) bardakların yanında

mumların(ayaklı lambanın) yanması gerekmiyor

artık sözcüklerle sonsuza dek

oynamak istemiyorum

bazan gri-mavi bulutların içinden

sessizliği yararak bir jet uçağı geçiyor

bu basit gibi görünen gerçeklik imajı birçok şeyi

bütün sözcüklerin ötesinde

birden açıklıyor sanki

bunu bilmek bana yetiyor.

Lale Müldür

tarihtekerrüretmez, bunuhangimanyaksöyledi?!!

Karanlık bir kutu bu. İnsanın karakutusu kurukafasıdır diyen uzak arkadaşımın, ayaklarını sallaya sallaya oturduğu duvarın üstünden üzerime kağıttan uçaklar attığı gece! Onun havaalanı olduğum saatlere yargısız sadakatlerin çöküşü! Kur yapan bir karınca yuvası vardı gözbebeklerinde! Hüznün çiçeği pek yakışır sevgilinin ağzına! Hafif hafif ısırır! Kıpkırmızı bir elbise giymiştir ve sonsuza kadar da çıkartmayacaktır onu. Bir savaşa gidiyordur; öldürecektir! Barış yanlısı olamayacak kadar talihsizdir!Kemanla piyanonun gücünü gözler önüne seren nefis bir melodi olarak hatırlanacaksın sen çocuk! Düştüğün adada, sahilde yaktığın ateş gibi parlayacak göğsüm sen beni yaşattıkça! Bileğimi kestim / bileğini kestin: ordan çektiğimiz iki damarı bağladık birbirine. Artık büyük dolaşım'ın adı, SEVDA'dır! İçimde hissederken kanını, bu şehrin daraldığını / aşağılara doğru genişlemek istediğini düşünüyorum. Kanın beni üşütüyor. Sen sakın menenjit olma, e mi?! 'Hiçbir şeyi unutma! Ben unutmayacağım!.' diye fısıldamıştın kulağıma otobüse binerken. Arkanda seni seven adam duruyordu. Bakışlarımı kaçırmıştım. Bakışlarımı kaçırıp yüzümden fidye istemiştim. Şimdi aynı bardaktan su içemiyoruz! Ben bunu biliyorum, su biliyor, bardak biliyor; bir sen bilmiyorsun! Seyahat acentaları önünde ayrılan, orda kavuşan, orda bir tutkuya büyümesi için izin veren insanlardan bizi ayıran nedir ki.. Ayrılığı dört tekerleğin yönüne bindiren mi suçludur, o dört tekerleğe bir beşinci tekerlek olarak eklenen mi?! Ansiklopediler açıklayamıyor bunu! Dallı budaklı bir bedende, teras katındayız! Bütün görüp görebileceğimiz: HAYAT! O yüzden zar tutma, kağıt kurma, taş çalma aşkın peşinde koştururken! Kök salmak, bitkilere has bir özelliktir; sen tek bir yere yerleşemezsin. Geleceksin. Seni ölüme, aykırılığa, başkaldırıya davet eden, ait olduğun, bu soktuğum cehenneme geleceksin. Bir çeşit love story meselesi! Ama cesaret, biraz da büzük meselesi! Sesim duyuluyor mu?! Sesimi işitmeye çalışanların kulakları var mı?!Gece otobüslerinde cam kenarı masalları. Gece otobüslerinde valizlere, çantalara doldurulup götürülen onca an! Gece otobüslerinin seveni karartan o soluk, sarı ışıkları! Karanlık bir kutu bu. Karanlığı yasallaştıran, karanlığı bir güç gösterisine dönüştüren, aydınlıklarla sınırlı olduğunu kanıtlayan bir kutu bu otobüs! Muavini çağır yanına ve ona de ki: 'ben asla gelmemiştim, asla da dönmüyorum!.'Zamana arka çıkan kahramanlar, yiğitlikler-trajik çelişkiler ve bir boka yaramayacak hüzünler için yakınlaştık seninle. Yeni yıkanmış bir salkım üzüm gibiydin şarabını saklayan. Ben Ortaçağ Avrupası'nı anlatan uzun metrajlı, biraz yavan, biraz vakit geçirtici bir filmdim; sen ise Nirvana'ya ait şık bir klip! Aşk, ağır iştir: emekli olamazsın, sigortası yoktur, ikramiye alamazsın, yıllık tatil izni verilmez, greve kalkıştın mı yersin sopayı, her dakika lokavt tehlikesiyle burun burunasındır, kaza riski yüksektir, amatörce uğraşılır! Aşk, ağır iştir! Yol boyunca bunları şoföre dayatamazsın. O, uykuya yenilmek üzeredir, sen ise rüyaya!Yolculuklar neye ulaşma isteğidir?! Bir inkar, bir veda, bir çarpışma, bir yaralanma nedeni midir?! Böyle siktirip gitmek, geride kalanı sahnede zorla Stand Up Tragedia oyuncusu kılmaz mı?! Bu kılınan, farz mıdır?! Otobüslerin hiç mi vicdanı yoktur?! Gece otobüslerinde kurduğun hikayeler, walkman'de dinlediğin ezgiler. Gece otobüslerinin konakladığı tesislerde birkaç lokma atıştırırken kendini farklı bir açlığa ve susuzluğa gömülü bulman. Gece otobüslerinin kırgın, ezik, yılgın yolcuları! Heeey, size diyorum! Otobüsümüz asla mola vermeyecektir ve siz ihtiyaçlarınızı gidermek için bambaşka aşk yolculukları yapmak zorunda kalacaksınız. Bu dediklerim menenjite yol açmaz değil mi?! Sen frengi de olma!Karanlık bir kutu bu otobüs. Buğuladığın cama birşeyler yazmaya çalışırken sen, hareket ediyor araç. Bakıyoruz ardından. İşte gidiyorsun! Gidiyorsun işte! Bir kenti terkediyorsun. Belki de sonsuza kadar. Sonsuzluk neyse, ne halta yararsa, sonsuza kadar terkediyorsun belki de. Kaybolan farlara, stop lambalarına şöyle seslenmek geliyor içimden: 'Ben bir silahım! Ama hiçbir silah yaralamaz insanı, bir başka insan olmadan!'
küçük iskender

yaşam destek ünitesi (2)







music non stop when I close my eyes!

şekerle-me! :)


bir gün bir gün bir çocuk, eve de gelmiş kimse yok, açmış bakmış dolabı; şeker de sanmış ilacı, yemiş yemiş bitirmiş, akşama başlamış sancı, kıvrım kıvrım kıvranmış, hastaneyi boylamış :))