
adam, yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü, yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini, çıkrık sesini
ekmeğin, havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu.
masa da masaymış ha!
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandu durdu
adam ha babam koyuyordu.
edip cansever
1 comment:
Varoluşundan beri kusurluydu. Kimse istememişti onu. Diğerleri gibi değildi... 4 ayağından biri 2 cm kısaydı. Sallanıp duruyordu. Dışlanmıştı, o çok bağlandığı balıkçı bile bir günde sokağın kenarını atıvermişti onu -ki o her akşam büyük bir sadakatle bulunduğu yerden kıpırdamaz ve hareketsizce onun rakı şişesini taşırdı... Nasırlı ellerini de...
Sonra "o" geldi... Evinde en güzel yere oturttu masayı. Sallandığını fark edince de, çevresine tatlı yüzüyle şöyle bir bakındı. Küçük bir gazete kağıdını katladı, katladı... 2 cm'lik farkı kapayıverdi. 1 cm kendinden koydu, 1 cm de ondan...
İşte bu kadar kolaydı kusursuzluk...
Post a Comment